About the author  ⁄ admin

Hak ve Özgürlükler Hareketinin yaptığı son genel kurulda Genel Başkanlık Koltuğuna oturan Sayın Lütfi Mestan , her geçen gün Bulgaristan Türklerinin gönlüne taht kurmaya devam ediyor. Özellikle Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin bugün Lütfi Mestan‘a her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Siyasi yükselişini sürdüren Lütfi Mestan’ın partiye kazandırdığı ivme Türkiye’de bulunan Balkan Dernekleri’nin de dikkatini çekmektedir.

Sayın Mestan’ın Türkiye – Rusya arasındaki son dönemdeki ilişkilere dönük yaptığı açıklamalar da, kendisinin siyaseten yıpranmasından çok siyasi başarısının devamı olarak değerlendirilmelidir. Çünkü aslında Rusya- AB ve Rusya – NATO arasında özellikle Ukrayna krizi sonrasında gerilen ilişkileri de doğru okumak gereklidir. Yine, NATO sınırı olarak değerlendirilen Türkiye sınırına ilişkin yaşanan gerginlik de Rusya-NATO arasındaki kriz şeklinde algılanmalıdır.

Sayın Mestan, NATO ve AB üyesi olan Bulgaristan siyasetini doğru okumuştur. Bulgaristan da Rusya- AB ve Rusya – NATO arasındaki bu süreçte, müttefik olduğu NATO ve üyesi olduğu AB yanında yer alarak Batıya ve gelişime dönük yüzünü ortaya koymuştur. Bulgaristan özellikle AB üyeliği sonrası ekonomik ve siyasal güçlenmesini sürdürmektedir. Bulgaristan’ın bunca olumlu farkındalığa ve kazanımlara rağmen, yüzünü Rusya’ya tekrar dönmeyeceği de anlaşılmaktadır. Yine Bulgaristan siyasetinin vazgeçilmez unsuru olan Hak ve Özgürlükler Hareketi de; başta Sayın Mestan olmak üzere bu süreçteki siyasi duruşu ile takdirleri üzerinde toplamaktadır. Ayrıca gerek AB ve gerekse NATO’nun vizyonu doğrultusunda siyasi söylemler üreten Mestan’ın duruşu Balkan Dernekleri tarafından da olumlu karşılanmaktadır.

Hak ve Özgürlükler Hareketi lideri Sayın Mestan’ı bu siyasi zekası, onurlu duruşu ve siyasi yükselişi sebebiyle tebrik ediyoruz. Sayın Mestan’ın Hak ve Özgürlükler Hareketi liderliği de Bulgaristan ve Balkan Türkleri için büyük şans ve mutluluk sebebidir. Sayın Mestan’ın bu vesile ile doğum gününü kutluyor, yükselişine vesile olması dileğiyle, sevgi ve selamlarımızı gönderiyoruz.

BALKAN RUMELİ TÜRKLERİ KONFEDERASYONU

Kaynak: Kırcaali Haber

Read More →

Ermenistan Savunma Bakanı Seyran Ohanyan, Türkiye’yi IŞİD’i desteklemekle suçladı. Yunan
Savunma Bakan Kammenos da Türkiye’nin Rus uçağının sınırı ihlal ettiğini kanıtlayamadığını
söyledi.
Ermenistan Savunma Bakanı Seyran Ohanyan, Türkiye’yi IŞİD’i desteklemekle suçladı.
Ohanyan, “Komşularımızla olan sorunlarımızdan dolayı endişeliyiz. Uluslararası kamuoyu bizim
bölgeye yoğunlaşıyor. Ve bölgemizde, Türkiye’nin şahsında, IŞİD’e yardım eden bazı ülkeler
var.” iddiasında bulundu. Yunan Savunma Bakanı Kammenos da Türkiye’nin Rus uçağının
sınırı ihlal ettiğini kanıtlayamadığını söyledi.

“YUNAN HAVA SAHASINI HER GÜN İHLAL EDİYORLAR”
Ermenistan’ı ziyaret eden Yunanistan Savunma Bakanı Panos Kammenos ile Erivan’da basın
toplantısı düzenleyen Ohanyan, açıklamalarında Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi hakkında
da konuştu. Ohanyan, Ermenistan’ın Ekim ayında hava sahasını ihlal eden Türk uçaklarına
müsamaha gösterdiğini; Türkiye’nin de aynı şekilde Rus uçağına müsamaha göstermesi
gerektiğini savundu.
Seyran Ohanyan, “Savaş olmayan bölgelerde komşu ülkeler birbirlerinin hava sahalarını ihlal
etme olaylarında tolerans göstermeli. Türkiye, Yunan hava sahasını neredeyse her gün ihlal
ediyor ve bir kere de Ermenistan’ın hava sahasını ihlal etti. Biz yine de müsamaha gösterdik.
Ankara’nın Rus uçağına karşı böyle davranmaya hakkı yoktu.” dedi.
Türk helikopterlerinin 6-7 Ekim tarihlerinde Ermenistan hava sahasını ihlal ettikleri iddia edilmişti. Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Çavarş Koçaryan Ermenistan’dan bu ihlale
askeri uçaklarını göndererek cevap verdiğini açıklamıştı.

KAMMENOS: TÜRKİYE RUS UÇAĞININ SINIRI İHLAL ETTİĞİNİ KANITLAYAMADI
Aynı basın toplantısında konuşan Panos Kammenos ise Türkiye’nin, Rus uçağının hava
sahasını ihlal ettiğini “hiç kanıtlayamadığını” savundu. Yunan Bakan, “Eldeki deliller olayın
Suriye topraklarında gerçekleştiğini gösteriyor.” dedi.
Kammenos, “Pilotlardan biri öldürüldü. Bu uluslararası yasaların ihlalidir. Bu işleyenlerin
uluslararası yasalara saygı duymadığı bir savaş suçudur. Türkiye ara sıra bizim hava ve deniz
sınırlarımızı ihlal ediyor, ayrıca IŞİD’e yardım ediyor. Türkiye’nin petrol, insan, silah ve
uyuşturucu kaçakçılığında kullanıldığı çok açık. Bu illegal girişimler teröre yardım etmek için
kullanılıyor. Eğer Türkiye uluslararası normlara uymak istiyorsa bu tür eylemlerini
sonlandırmalı.” diye konuştu.

http://www.birlikgazetesi.info/haberler/11020-2015-12-16-21-56-47.html

Read More →

Uluslararası Hukuk dersinde sunduğum “Uluslararası Hukuk Açısından Bosna Hersek Savaş İhlalleri” konulu çalışmamın kısa tahlilini sunuyorum. Tahlil, konudaki bütün noktaları içerdiği iddiasından uzak olmakla birlikte, ileride duygusallıktan ziyade bilimsel olarak ortaya konulacak geniş ve detaylı çalışmaların bir özeti mahiyetindedir. Elbette ki konunun bir tarafı olarak tamamen duygulardan arındırmak zor olsa da olabildiğince tarafsız bir gözle gerçekleri somut kaynaklara dayandırarak vermek gerektiği kanısındayım. Çünkü sırf duygusallıkla hareketle ortaya konulan çalışmalar, bizler için bir kaynak oluştururken, aynı duyguları paylaşmayan muhataplarımız için her hangi bir şey ifade etmeyebilir. Derdimiz geçmişte olanları sadece bizim unutmamamız değil, muhataplarımız için de gerçekleri salt gerçekler üzerinden ifade edebilmek olduğundan dolayı en iyi metodu bulmak ve kullanmak durumundayız.
Bosna Hersek, küçük bir ülke olmasına rağmen, uluslararası ilişkileri özellikle iki olaydan dolayı son derece etkilemiş ve dünya siyasetinin yönünü değiştirmiştir. Bu olaylardan ilki milyonlarca insanın ölümüne yol açan Birinci Dünya Savaşı, diğeri de Yeni Dünya Düzeninin Zemini olarak ifadelendirilebilecek ’92-’95 Bosna Savaşı’dır.
AYNI ZAMANDA İÇ SAVAŞ
Sırbistan ve Karadağ tarafından 1992 yılında işgale uğrayan ve Belgrat merkezli Yugoslavya Halk Ordusu’nun; 2400’den fazla zırhlı araç, 2 bin kadar top, uçak ve füze sistemleriyle, 100 bin Sırbistan kökenli askerin Bosna Hersek’e girmesi ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Miloşeviç’in bu süreci yönlendirmesi gibi sebeplerden dolayı Uluslararası Adalet Mahkemesi, 2007 yılında Bosna Savaşı’nın “uluslararası savaş” olduğunu kabul etmiştir. Diğer yandan; Sırbistan’dan gelen orduya Bosna kökenli 100 bin Sırp’ın katılması ve en basitinden köyüm Hemliyaşi’de öldürülen 10 kişinin komşu köy Brezik’teki Sırplar tarafından öldürülmesi gibi gerçekler Bosna savaşını aynı zamanda bir iç savaşı da yapmaktadır. Dolayısıyla Bosna Savaşından bahsederken söylenecek en önemli ve ilk mesele onun hem iç savaş hem de uluslararası bir savaş niteliğinde olduğudur.
Uluslararası Ceza Mahkemesini (UCM) düzenleyen Roma Statüsü’nde belirtilen uluslararası insan hakları ihlalleri 4 başlık altında toplanmıştır:
Barışa karşı işlenen suçlar (saldırı suçu),
Savaş suçları,
İnsanlığa karşı işlenen suçlar,
Soykırım suçu,
Her bir ihlal birkaç eylem içermekte ve her hangi bir eylemin gerçekleşmesi durumunda ihlal yapılmış sayılmaktadır. Bu noktada iddiamız; ’92-’95 Bosna Savaşında bütün bu ihlallerin yapılmış olmasıdır. Bu iddia aşağıdaki bilgiler ışığında ispatlanabilir.
İHLAL: BARIŞA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR (SALDIR SUÇU)
Barışa karşı işlenen suçlar ya da saldırı suçunun eylemlerinden biri olan ‘Bir devletin silahlı kuvvetleri tarafından başka devletin topraklarının kuvvet kullanımı ile işgali’ ile ilgili; Bosna’nın Sarayevo, Tuzla, Ocak, Bosanski Şamac ve Biyelyina şehirlerinin Sırbistan yönetimindeki Yugoslavya Halk Ordusu tarafından 1992 yılındaki işgali ve kuşatılması örnek verilebilir. Bu ihlalin eylemleri arasında ‘Bir devletin topraklarının diğer devlet tarafından bombardıman edilmesi, başka devlete karşı herhangi bir silah kullanılması’ ve ‘Bir devletin başka bir devlete karşı silahlı gruplar, paralı askerler ve benzeri göndermesi veya himaye etmesi suretiyle yukarıda belirtilen fiillerin gerçekleştirilmesi’ de yer almaktadır. Bu maddeye ise; Bosna Savaşı boyunca Sırbistan ordusunda Bosna Hersek’te aralarından 300 kişinin öldüğü 3 bin Rus keskin nişancının bulunması örneği verilebilir.
İHLAL: SAVAŞ SUÇLARI
Savaş suçları teşkil eden eylemler arasında ‘Toplu cezalandırma’ bulunmaktadır.
Bosna Savaşında toplam 600 toplu mezar olduğu tahmin edilmektedir. Bugüne kadar 1996 yılında benim de bulduğum ve içinden 7 kişinin cesetlerinin çıkartıldığı toplu mezar da dahil, toplam 400 toplu mezar tespit edilmiştir. Bulunan en büyük toplu mezar 1153 kişinin cesetlerinin çıkartıldığı Zvornik yakınlarındadır. Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nin tahminlerine göre Bosna Hersek’te 18 bin kişi toplu mezarlara gömülmüştür. Söz konusu ihlali teşkil eden bir başka eylem ‘rehin almadır’. Bosna Savaşı sırasında 657 toplama kampı bulunmaktaydı. 200 bin sivilin tutulduğu bu kamplarda 30 bin kişi öldürüldü, binlerce kadına ise tecavüz edildi.
İHLAL: İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR
İnsanlığa karşı işlenen suçları teşkil eden eylemlerden ilki ‘öldürmek’tir.
Uluslararası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna Savaşında 312 bin kişi öldürülmüştür. İhlalin bir diğer eylemi ‘Nüfusun sürgün edilmesi veya zorla nakli’dir. Bosna Hersek’in Biyelyina şehrinde savaştan önce yaklaşık 30 bin Müslüman yaşamaktaydı. 1992 yılında ise bunların bir kısmı öldürülerek birçoğu Bosna’nın başka şehirlerine sürgün edilmiştir. Bugün resmi olmayan tahminlere göre, Biyelyina’da 2 bin 700 Müslüman yaşamaktadır. Yine aynı ihlalin bir başka eylemi de “Irza geçme, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıkla diğer cinsel şiddet şekilleri”dir. Bosna Savaşında 50 bin kadın tecavüze uğramıştır. Bu ihlalden sadece 12 dava kazanılmıştır. Davadaki en büyük zorluk kurbanların kendini açığa çıkarmak istememesinden kaynaklanmaktadır. Bildiklerimiz arasında; 346 defa tecavüz edilen 12 yaşındaki Fatıma, 378 defa tecavüz edilen 66 yaşındaki Feride, 432 defa tecavüz edilen 42 yaşındaki Munevera, 498 defa tecavüz edilen 14 yaşındaki Lamiya, 678 defa tecavüz edilen 21 yaşındaki Azra, 766 defa tecavüz edilen 27 yaşındaki Merima ve 1055 defa tecavüz edilen 32 yaşındaki Safeta’nın yaşadıkları sayılabilir.
İHLAL: SOYKIRIM SUÇU
İhlalin en önemli eylemi ‘Faillerin amacı, milli, dini, etnik bir grubun ve ya ırkın üyelerine saldırarak, grubu bütünüyle yok etmek’tir. Bosna Savaşında söz konusu ihlalin en çarpıcı örneği Srebrenitsa’dır. Srebrenitsa’da 1995 yılına 8372 kişi öldürülmüştür. Baştan ortaya koyduklarımızın özeti madde şeklinde sıralanması şu şeklinde yapılabilir: Birinci Dünya Savaşı ve ’92-’95 Savaşı ile Bosna Hersek uluslararası ilişkilerine ve dünya siyasetine yön vermiş,
’92-’95 Bosna Savaşı hem iç savaş hem de uluslararası savaş boyutlarını taşımaktadır, ’92-’95 Bosna Savaşı’nda uluslararası insan hakları ihlalleri arasında yer alan barışa karşı işlenen suçlar (saldırı suçu), savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar ve soykırım suçların hepsi işlenmiştir.

Samir VİLDİÇ
http://www.bosnahersek.ba/uluslararasi-hukuk-acisindan-bosna-hersek-savas-ihlalleri/

Read More →

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Suriye’de gerek barbar bir rejimin gerekse terör örgütlerinin baskısından kaçan insanlar akın akın Türkiye, Bulgaristan ve Avrupa’ya geliyorlar. Bunların yönetimi konusunda, bunların düzenli bir şekilde ele alınması konusunda da son Avrupa Konseyi’nde, bu konuları ele aldık. Türkiye ve Bulgaristan arasında bu konuda son derece verimli bir işbirliği var” dedi.

Başbakan Davutoğlu, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ile Bakanlar Kurulu Boyana İkametgahı’nda ortak basın toplantısı düzenledi.

Davutoğlu, 1 Kasım seçimlerinin ardından, KKTC ve Azerbaycan’dan sonra ilk yurt dışı ziyaretini Bulgaristan’a yapmaktan mutluluk duyduğuna işaret ederek, bunun da komşuluğun bir gereği olduğunu ifade etti.

“Biz hem komşu hem dost hem müttefik iki ülkeyiz. Birçok konuda ortak çıkarlarımız, ortak kaderimiz, ortak vizyonumuz var” diyen Davutoğlu, bugün yaptıkları baş başa ve heyetler arası görüşmelerde iki ülke arasındaki bu perspektifi görmekten de ayrıca mutlu olduğunu belirtti. Davutoğlu, önlerindeki 4 yıl boyunca hükümette kalacak bir iktidar olarak Bulgaristan ile ilişkileri en önemli gündem maddelerinden biri olarak gördüklerini vurguladı.

Özellikle ulaştırma, enerji, tarım, su, Meriç başta olmak üzere ticaret ve yatırımlar alanında Bulgaristan ile her türlü işbirliğine hazır olduklarını ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

5 MİLYAR DOLARLIK TİCARET HACMİ

“5 milyar dolar civarındaki ticaret hacmimizi ilk fırsatta 10 milyarlara çıkarmak bizim hedefimiz. 2 milyar dolar civarındaki yatırımımızı, Bulgaristan’daki Türk yatırımlarının 5 milyar dolara çıkması yine hedefimiz. Ayrıca büyük ulaştırma projelerini birlikte gerçekleştirebiliriz. Meriç otoyolu dolayısıyla değerli dostumu tebrik ediyorum. Aynı şekilde bizim rüyamız, idealimiz İstanbul’dan Sofya’ya, Sofya’dan da Avrupa’ya gidecek bir hızlı treni gerçekleştirmek. Yine otoyollarla, ulaşım hatlarıyla Bulgaristan ile Türkiye’yi birbirine bağlamaya kararlıyız.”

Davutoğlu, Hazar’dan gelen TANAP doğalgaz projesi bağlamında Bulgaristan ile enerji alanında birlikte çalışmaya hazır olduklarını vurgulayarak, “Bulgaristan’da ortak tarım projelerinde bazı çalışmalarda birlikte gayret sarf etmek de önemli hedeflerimizden” diye konuştu.

Her iki ülkenin tarihi varlıklarını koruma konusunun da ortak kültürün bir gereği olduğuna dikkat çeken Davutoğlu, “Bulgaristan’da yaşayan soydaşlarımız, Türkiye ile Bulgaristan arasında bir köprüdür. Onlar Bulgaristan’ın eşit vatandaşları olarak her zaman, ki bu topraklarda, kendi topraklarında, Bulgaristan’da huzur içinde yaşamaları bağlamında da elimizden gelen her türlü çabayı birlikte göstermemiz de doğal” dedi.

Bulgar mevkidaşı Borisov’a, Avrupa Birliği konusunda, Avrupa Konseyi’nde yaptığı konuşmada verdiği destek dolayısıyla bir kez daha teşekkür etmek istediğini belirten Davutoğlu, “Türkiye için Bulgaristan Avrupa Birliğinin kapısıdır. İnşallah Türkiye, AB’ye girdiğinde Bulgaristan ile çok daha geniş havzada birlikte hareket edeceğiz” ifadesini kullandı.

EN ÖNEMLİ MESELE SURİYE

Davutoğlu, Balkan ve bölge politikaları çerçevesinde bazı konuları da ele aldıklarına işaret ederek, şunları söyledi:

“Yunanistan, Türkiye ve Bulgaristan arasında ortak alanlarda çalışılması hepimizin menfaatine. Bu konularda son derece verimli istişarelerde bulunduk. Hepimizin karşıya karşıya kaldığı, dünyanın karşı karşıya kaldığı en önemli mesele bugün Suriye’den kaynaklanan insani trajedi ve mülteciler sorunu. Gönül ister ki Suriye’de bir an önce barış gerçekleşsin, bu mesele Suriye toprakları içinde çözülsün, orada kalsın ama maalesef Suriye’de gerek barbar bir rejimin gerekse terör örgütlerinin baskısından kaçan insanlar akın akın Türkiye, Bulgaristan ve Avrupa’ya geliyorlar. Bunların yönetimi konusunda, bunların düzenli bir şekilde ele alınması konusunda da son Avrupa Konseyi’nde, bu konuları ele aldık. Türkiye ve Bulgaristan arasında bu konuda son derece verimli bir işbirliği var.”

Kaynak: Anadolu Ajansı

Read More →

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 15 Aralık’ta Bulgaristan’a gidecek. Davutoğlu, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ile yapacağı görüşmede, sınır güvenliği konusunu ve Türkiye’nin AB ile mutabakat sağladığı hususları ele alacak.

Başbakan Borisov yaptığı açıklamada, Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun kendisini telefonla aradığını ve 15 Aralık’ta Bulgaristan’a geleceğini bildirdiğini aktardı. Borisov ile Davutoğlu, yapacakları görüşmede sınır güvenliği konusunu ve Türkiye’nin AB ile mutabakat sağladığı hususları ele alacak.

Bulgaristan ziyareti sonrası ise Brüksel’de temaslarda bulunacak olan Davutoğlu’nun, 17 Aralık’ta Brüksel’de yapacağı temaslarda ekonomik ve parasal politikalara ilişkin 17. fasıl ve Türkiye’nin AB üyeliği ele alınacak.

Kaynak: İHA

Read More →

Balkanlar üzerinden Avrupa’yı Asya’ya bağlayan Edirne şehri, tarihi, kültürel ve jeopolitik öneminin yanında kuruluşundan itibaren farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, farklı kültürlerin ve dinlerin buluşma noktası olmuştur. Kentte varlığını sürdüren her medeniyet, kültürel ve sanatsal izler bırakmış, birçoğu günümüze kadar ulaşmış ve Edirne’mizi insanlık tarihinin en zengin tarih, kültür ve sanat kentlerinden biri haline getirmiştir.
Kültür; toplumun ve bireyin yaşam sürecinde öğrendiği ve biriktirdiği her türlü bilgi, gelenek, yetenek, sanat ve alışkanlıkları içine alan değerler bütünü olarak ifade edilmektedir. Sanat ise; en kısa tanımıyla, duygu ve düşüncelerin dışa açılımıdır.
Kentimizin, sosyo-kültürel gelişimi açısından, kültür ve sanatın önemli öğelerinden biri olan sinema, tek başına bir sanat değil, birçok kimsenin işbirliğiyle ürettiği ortak ürünüdür. Bu bağlamda sinema, diğer birçok sanat gibi sınırlı sayıdaki alıcıya değil, milyonlarla sayılması gereken alıcıya sesini duyurmak zorundadır.
19. yüzyılın sonlarına doğru Paris’te ilk sinematograf gösterimlerinin başlamasından birkaç yıl sonra Türkiye’ye gelmiş olup birkaç yıl sonra da Edirne kentinin kültür ve sanat yaşamında yer almaya başlamıştır.
Edirne’nin sinema ile ilk kez Kaleiçi semtinde yer alan Maarif Tiyatrosu’nda sessiz sinema gösterimleri ile tanışmış olduğunu yapılan araştırmalardan öğrenmekteyiz. Daha sonraki yıllarda Reşadiye Sineması (Cumhuriyet Sineması) ve Yeni Sinema kent halkına hizmet etmiştir. 1950’li yıllardan itibaren Maarif, Ayvazoğlu, İnci ve Serhat Sinemaları, kentte sinema kültürünün gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. Bu yıllar arasında Edirne’de faaliyet gösteren Halkevi ve Amerikan Kültür merkezinde belgesel filmler halka ücretsiz izletilmiştir. Günümüzde ise Alışveriş merkezlerinde yer alan cep sinemalar, halkımıza film izleme zevkini yaşatmaktadır.
Edirne Belediye Başkanlığı geçmişte var olan yazlık sinema kültürünü yaşatarak kent halkına bu alanda nostalji sunmak amacıyla 2014 yılında “Yıldızların Altında Sinema Geceleri” adı altında bir projeyi hayata geçirmiştir. Bu proje ile her gece iki mahallede açık hava film gösterimleri yapılmıştır.
1973 yılında Dr. Nejat F. Eczacıbaşı önderliğindeki 17 işadamı ve sanatsever tarafından kurulan İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, halkımıza kültür ve sanat çalışmalarının en seçkin örneklerini sunmak, sanat yoluyla uluslararası bir platform oluşturarak, Türkiye’nin ulusal, kültürel ve sanatsal değerlerini tanıtmak, kültür mirasın korunması ve sanatın ilerlemesine olanak sağlamak amacıyla birçok kültürel, sanatsal ve sosyal projeyi hayata geçirmektedir. Bu bağlamda; Türkiye’de sinemanın gelişimini teşvik etmeye, Türk sinemasının uluslararası alanda tanıtımına katkıda bulunmaya ve kaliteli yapımların ülkemizde ticari gösterime girmesini teşvik etmek amacıyla 34 yıldır, “İstanbul Film Festivali” de başarı ile sürdürülmektedir. Bu başarılı çalışmalara bir yenisini eklemek amacıyla 2002 yılında vakıf yönetimi, sinema açısından sakin geçen yazın ardından, adını aldığı Ekim ayında başlayan yeni sinema sezonunu kutlamak ve Nisan ayında yapılan İstanbul Film Festivali öncesi seyircilere bol ödüllü filmleri sıcağı sıcağına sunarak, dolu dolu bir hafta yaşatmak amacıyla İstanbul’da “Filmekimi” projesi’ni hayata geçirmiştir. 2002 yılında İstanbul Emek Sinemasında başlayan Filmekimi; bir hafta boyunca 20 film ile film severler ile buluşmuştu. 2014 yılına gelindiğinde ise yedi şehirdeki 10 sinema salonunda 263 gösterimle 70.000 izleyiciye ulaşılmış rekor kıran 43 filmlik coşkulu bir festivale dönüşmüştü. Filmekimi 2011 yılından bu yana Transilvanya, Sofya ve Saraybosna film festivalleriyle işbirliği yaparak İstanbul dışındaki sinemaseverlere de Cannes, Toronto, Venedik, Karlovy Vary, Saraybosna, Locarno gibi festivallerde ses getiren yepyeni filmleri ulaştırmaktadır. Filmekimi kapsamında 2011’den bu yana İstanbul dışında Ankara, İzmir, Bursa, Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa, Trabzon, Erzurum, Konya ve Edirne’de tam 150 filmi seyircileri ile buluşturmuştur.
İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa ve Trabzon’da sinema izleyicileriyle buluşan “Filmekimi” programı Edirne Belediye Başkanı Sayın Recep Gürkan’ın girişimleri ve katkılarıyla ilk defa 23-25 Ekim 2015 tarihleri arasında Edirne’de gösterime girmiştir. Bu etkinlik ile kent halkımız 2015 yılı yapımı 15 adet ödüllü filmi izleme fırsatı bulmuştur. Üç gün süren ve günde 5 seans ile film izleyicilerine sunulan 15 film kent halkı tarafından yoğun ilgi görmüştür.
Ülkemiz film sektöründe son yıllarda yaşanılan gelişmeler, üretilen filmlerin uluslararası arenada ilgi görmesini sağlamıştır. Özellikle film çekim alanlarının ülke ve kentlerin ulusal ve uluslararası alanda tanıtımına yaptığı katkı, kent yöneticilerini harekete geçirmiştir.
Edirne Valiliği’nin koordinasyonunda, Edirne Belediye Başkanlığı ile T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğü başta olmak üzere, TİKA, THY, Trakya Üniversitesi, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası vb. kurum ve kuruluşlarının sponsorluğunda “Uluslararası Edirne Film Festivali 20-26 Kasım 2015 tarihleri arasında, Balkanlar temasıyla gerçekleşmiştir. Festivalde onur konuğu olarak Artist Murat Soydan ile film grafik tasarımcısı M.Erol Ağakay yer almıştır. Festivalin sanat yönetmenliğini de, Yıldırım Yanılmaz yürütmüştür. Festival boyunca öğrenci ve engelli vatandaşlarımız ücretsiz filmleri izleme fırsatı bulmuşlardır. Filmlerin tüm seansları kapalı gişe oynamış, halkın yoğun ilgisi üst düzeyde gerçekleşmiştir. Festival’de, Uluslararası Uzun Film Yarışması, Ulusal Uzun Film Yarışması ile Ulusal Kısa Film dallarında filmler kıyasıya yarışmıştır. Festival ülkemiz film sektörüne önemli katkılar sağlayan ve geçtiğimiz günlerde hayata veda eden Memduh Ün anısına atfedilmiştir.
Uluslararası Edirne Film Festivali’nin tarih, kültür, sanat ve turizm kenti olan Edirne’de düzenlenmesi, kentin aynı zamanda doğal bir plato oluşu, Edirne’nin Balkan sinema/film merkezi olabileceği heyecanını bizlere yaşatmaktadır. Bugüne kadar kentimizde birçok film çekimlerinin yapılmış oluşu, ünlü Hollywood film yıldızları ve ulusal film yapımcılarıyla bu konuda aynı fikir birliği içinde olmamız bizleri yüreklendirmektedir.
“Uluslararası Edirne Film Festivali” nedeniyle ulusal ve uluslararası alanda film sektöründe görev alan yönetmen, senarist, oyuncu, eleştirmen ve diğer aktörlerin kentimizin tanıtımına katkı sağlayacağı gibi kentimizin bir sinema merkezi olabilmesine de vesile olacağı muhakkaktır.
Gerek “Filmekimi” programının, gerekse “Uluslararası Edirne Film Festivali’’nin kentimizi balkanların sinema merkezi haline getirmesi umuduyla, bu etkinliklerin gerçekleşmesi için emek harcayan tüm emekçileri sevgi ile selamlar, emeği geçenleri kutlarım.

Ender BİLAR Edirne Belediyesi Kültür ve Sanat Danışmanı

Read More →

21 Kasım 1995’te ABD’nin Ohio eyaletine bağlı Dayton kentindeki askeri üste imzalanan anlaşma, Bosna Hersek’i, Sırpların kontrolünde bir Sırp Cumhuriyeti ve bir de Boşnak-Hırvat Federasyonu olmak üzere, etnik kökene dayalı şekilde iki devletçiğe ayırdı. Yüz binden fazla insanın öldüğü, iki milyonunun ise evsiz kaldığı etnik çatışma, bu anlaşma ile son buldu, ancak 20 yıl sonra gelinen noktada, siyasi gözlemciler Dayton’ı Bosna’nın normal bir ülke olmasına izin vermeyen bir ‘deli gömleği’ olarak nitelendiriyor. Siyasi analist Goyko Beriç’in ifadesiyle Bosnalılar, “yarım kalmış bir savaş ya da eksik bir barış halinde yaşıyor.”
1992 yılında patlak veren savaş, Yugoslavya’dan bağımsız olmak isteyen Bosnalı Müslümanlar ve etnik Hırvatlar ile Belgrad kontrolündeki federal Yugoslav ordusu tarafından silahlandırılan Bosnalı Sırpları birbirine düşürdü. Akan kanın durması için kurulan iki devletçik, büyük ölçüde özerklik sahibiydi ve zayıf merkezi kurumlarla birbirine bağlıydı. Uluslararası toplum, savaşı takip eden on yılda bu kurumları güçlendirmeye çalıştı. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin 2006 yılı itibarıyla Bosna meselesine aktif olarak müdahil olmaktan vazgeçmesinden sonra bu yöndeki gayretler azaldı. Halen Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biri olan Bosna Hersek’in, yaşadığı kanlı geçmişin ardından birlik mücadelesi sürüyor.
İki ayrı ülke gibi
Bugün Bosna’daki devletçiklerin birinden diğerine geçtiğinizde başka bir ülkeye gitmiş gibi oluyorsunuz. Tren lokomotifleri bile değiştirilmiş durumda. İki tarafın polisleri farklı üniformalar giyiyor; vatandaşların izledikleri devlet televizyonları da ayrı. Hatta kimi hizmetler üçe bölünmüş durumda, çünkü Hırvatlar da ayrı hizmet alıyor.
3,8 milyon nüfuslu bu küçücük ülkede üç farklı posta sistemi, üç ayrı sanat ve bilim akademisi ve üç ayrı elektrik kurumu var. İdari çalışan sayısının çok fazla oluşu, doğal olarak kamu finansmanına ağır bir yük bindiriyor. Ülkede işsizlik yüzde 40’ın üzerinde ve siyasi tartışmalar, Avrupa Birliği katılım sürecinin yavaşlamasına neden oluyor.
“Barış anlaşması, acımasız bir savaşı sona erdirdi, fakat aynı savaştan kaynaklanan temel sorunlar çözülmedi” diyen Beriç, “birbiriyle bağdaşmayan iki kavramın çatışmasına” atıfta bulunuyor. Beriç’e göre, bir yanda, Sırp Cumhuriyeti’nde bağımsızlık referandumu düzenleme tehdidinde bulunarak tahrik yaratan Bosnalı Sırp Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in savunduğu “ayrılıkçı” konsept var. Bunun alternatifi ise, Boşnak siyasetçilerin savunduğu “birleşik Bosna fikrine” dayanıyor.
Saraybosnalı Müslüman bilgisayar teknisyeni Amar Ramoviç gibi savaşı yaşamış bazı Boşnaklar, Dayton Anlaşması’nın bıraktığı mirasa dair karmaşık duygular içinde. Anlaşma imzalandığında genç bir delikanlı olan 37 yaşındaki Ramoviç, yaşadığı ikilemi şu sözlerle tarif ediyor:
“Ölümler sona ereceği için mutluydum, ama aynı zamanda da içimde bir pişmanlık vardı. Anlaşma ile askerlerimizin ilerleyişi durdu ve şayet imzalanmamış olsaydı Bosna bugün bölünmüş bir ülke olmayacaktı.”
Tehlikenin kokusu
Ancak siyaset bilimi profesörü Corce Vukoviç’e göre ülkedeki istikrarsızlığın kaynağı Dayton değil. Vukoviç, “Askerler silah bıraktı, ama vicdanlar militerlikten çıkamadı. Başka bir anayasa ile de daha farklı bir durumda olmazdık” diyor.
Bu yılın başında Sırp Cumhuriyeti Meclisi Bosna’daki resmi mahkeme sisteminin tanınmaya devam edilip edilmeyeceğine ilişkin olarak referanduma gidilmesine karar verdi. Kimilerinin endişesi ise, bu hamlenin, bağımsızlık referandumuna doğru bir sıçrama tahtası olduğu yönünde. Analist Srecko Latal, böyle bir oylamanın Bosna’nın “toprak bütünlüğünü” bozacağı ve “yeni bir çatışmanın kaçınılmaz olacağı” görüşünde. Öte yandan, ülkede yaşayan Hırvatlar da daha fazla özerklik talep ediyor.
2002-2006 yılları arasında Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi olarak görev yapan İngiliz siyasetçi Paddy Ashdown, bu ay verdiği bir demeçte, uluslararası topluma uyarıda bulunarak ülkenin karşı karşıya bulunduğu parçalanma tehlikesinin farkında olunması gerektiğini söyledi. Saraybosna’ya 200 kilometre mesafedeki Sırp başkenti Banja Luka sakinlerinden Momcilo Vesoviç, ödün vermeye daha istekli yeni bir nesil gelinceye kadar Dayton Anlaşması’na saygı gösterilmesi gerektiği fikrinde.
Ona göre bu süreçte siyasetçilere düşen görev de ekonomiye odaklanmak:
“İnsanlar iyi koşullarda yaşadıkları zaman daha kolay uzlaşırlar. Yiyecek ekmeğiniz yoksa herkes sizi bir şeyler yapmaya itebilir. Çünkü öyle bir durumda tek düşündüğünüz şey hayatta kalmak olur.”
Kaynak: AFP, Al Jazeera

Read More →

Bulgaristan’ın Ankara Büyükelçisi Nadejda Neynski, Edirne Valisi Dursun Ali Şahin’i makamında ziyaret etti.

Basına kapalı olarak bir süre görüşen Vali Şahin ve Büyükelçi Neynski görüşmenin ardından basın açıklaması yaptı.

Bulgaristan’ın Ankara Büyükelçisi Nadejda Neynski, Vali Şahin’i ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada, “Edirne’yi ziyaret etmek benim için büyük bir şeref ve onurdur. Sayın Valinin Türkiye ve Bulgaristan arasındaki projelerdeki desteğinden dolayı teşekkür ediyorum. Özellikle mülteci konusunda bize verdiği destekten dolayı teşekkür etmek istiyorum. Bu anlaşma Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan arasında imzalanan bir anlaşmadır. Buradaki ticari anlaşmalar konusunda da görüşmelerde bulunduk. Sayın Valimiz Trakya bölgesindeki üretimlerden bahsetti. Bende umuyorum ki birlikte hep beraber AB projelerinden faydalanalım. Türkiye ve Bulgaristan’ da ki Üniversiteler arasında işbirliği yapılması gerektiğini belirttiler. Ayrıca film festivali hakkında bilgiler verdi, kendilerini ayrıca bu proje nedeniyle takdir ediyorum. Bu proje bölgeler arasında kültür köprüsü olacaktır. Misafirperverlik ve ülkeme gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ederim” dedi. Vali Şahin, yaptığı açıklamada “ Hanımefendinin ilimizi ziyareti bizleri son derece memnun etmiştir, belirttiği konulara ilaveten bende kendilerine bir hususu ifade ettim. Bulgaristan’da sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabul eden belediyelerle hiçbir şekilde, ülkeler arasındaki ve iller arasındaki hiçbir projeye katılmayacağımızı belirttim. Kendileri de bu konuyu üst kademeye ileteceğini ifade etti. Ayrıca Suriyeli mülteciler konusunda da görüşmeler oldu, ben tekrar kendilerine teşekkür ediyorum” dedi.

Valilik makamındaki basına kapalı görüşmelerin ardından konuk Büyükelçi, Vali Şahin’le Edirne Göç İdaresi Müdürlüğü Geri Gönderme Merkezi’ni ziyaret etti.
Neynski, burada yetkililerden kaçak ve sığınmacıların durumuna ilişkin bilgi aldı. Valilik görüşmesinin ardından Nadejda Neynski ve beraberindekiler mültecilerin kaldığı Göç İdaresi Müdürlüğü Geri Gönderme merkezinde incelemelerde bulunarak yetkililerden bilgi aldı. Buradaki ziyaretin ardından Büyükelçi daha sonra Beyazıt Külliyesi Sağlık Müzesini ve ile Arkeoloji müzesini ziyaret etti. Burada gazetecilerin sorularını yanıtlayan Neynski göç trafiğinin bölgede giderek sorun yaşattığını belirterek “İnsan trafiği bölgede gerçekten sorun yarattı. Bu konuda ülkeler tek başına hareket edemez. Bu durumu, iş birliği halinde bitirmek gerekir, tek yönlü olarak hiçbir şekilde bir şey yapılamaz. İş birliği halinde bilgi alışverişi de daha sağlıklı gerçekleşir ve bu durum çözülür” dedi.

Türkiye ve Bulgaristan’ın ikili ilişkilerinin çok iyi düzeyde olduğu8nu dikkat çeken Neynski “Türkiye ile aramızda çok iyi bir dostluk ve güven var. Bu dostluk ve güvenin her iki ülkenin yararına çoğalmasını ve ilerlemesini istiyorum. Yaşadığımız zamanlar, modern zamanlardır. Mülteci sorunu, bizi sınav ediyor ama bu gibi zamanlar bizlere farklı fırsatlar da veriyor. Biz, komşu ülkeleriz. Hep beraber NATO’da yer alıyoruz. Bulgaristan, Avrupa Birliği’nin üyesi ve Türkiye’nin de AB’ye çok karşı olmadığını biliyorum. Şu anda jeopolitik değişiyor. Bulgaristan ve Türkiye’nin aralarında yeni bir fırsat bulabileceğini, güzel şeyler yapabileceğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Kaynak: www.edirnehaberci.com

Read More →

Edirne Sultan II. Bayezid Darüşşifası’nda oluşturulan, Sağlık Müzesi’nde uzun yıllar yönetici olarak görev yapan ve bu süre boyunca elde ettiği birikimini tarihi bir roman yazarak taçlandıran Enver Şengül’ün “Darüşşifa Delilik Mevsimi” adlı romanının tanıtımı bu akşam Kırcaali Ömer Lütfi Kültür ve Eğitim Merkezinde yapıldı.

Roman, bizleri Edirne’deki Osmanlı Sarayı’nın en şaşaalı günlerini yaşadığı 17. yüzyıla götürüyor. Yazar, o günlerin renkli bir hikayesini sunuyor. Üç kıtanın yönetildiği Osmanlı Sarayı’nın ve günlerce süren büyük sünnet şenliklerindeki dillere destan eğlencelerin yanı sıra, tababet tarihinde önemli bir yeri olan ve akıl hastalarının musiki ile de tedavi edildiği Edirne Darüşşifası’nda yaşananları aktarıyor.

Birçok belgesel kitabı yazdığını ancak şimdiye dek yazar sıfatını kabullenmediğini belirten Enver Şengül, ilk defa roman yazdığını ve bundan sonra artık kendisine yazar sıfatının verilebileceğini kaydetti.

Böyle bir roman yazma ilhamını Ahmet Kutsi Tecer’in “Ağaç ile sarmaşık” şiirinden aldığını ifade eden Şengül, “Bilindiği gibi Edirne ve Kırcaali kardeş şehirler ve bende sizlere Edirne’den bolca selam getirdim. Biz Kırcaali’yi çok seviyoruz, imza günü için bu teklifi aldığımda buraya çok zevkle ve heyecanla geldim. Bundan 3 yıl önce burada Edirne ile ilgili bir fotoğraf sergisi de açmıştım. Kırcaali’yi çok seviyorum, kendimi buraya çok yakın hissediyorum ve o nedenle sizlerin arasında olduğum için ve bir ay önce çıkan kitabımı Bulgaristan’da sizlerle tanıtma şansı yakaladığım için çok mutluyum” dedi.

Türk Kültür ve Sanat Derneği (TÜRKSAD) ile Trakya Balkan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği ile ortaklaşa düzenlenen etkinliğe katılan konuklar arasında, Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Genel Başkanı Zülfettin Hacıoğlu, Balkan Türkleri Federasyonu Başkanı Nedim Dönmez, Trakya Balkan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Dr. Esma Gündoğdu, Kırcaali Bölge Müftüsü Beyhan Mehmet, Büyük Müsellim Köyü Kültür ve Folklor Derneği Başkanı Cevat Abdurrahman, Gümülcine’den Rodop Rüzgarı dergisi sahibi İbrahim Baltalı, Gümülcine Türk Öğretmenler Birliği Başkanı Sami Toraman, yeni seçilen Mestanlı Belediye Meclis Başkanı Ömer Hüseyin, yeni seçilen Kırcaali Meclis Üyeleri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri hazır bulundu.

Etkinliğin sonunda Enver Şengül katılımcılara imzalı kitabını dağıttı.

Kaynak: Sebahat NECİB

Read More →

Sadık Ahmet (7 Ocak 1947 Gümülcine – 24 Temmuz 1995Gümülcine), mensubu olduğu Batı Trakya Türkleri‘nin hakları için verdiği mücadele ile tanınmış bir tıp doktoru ve siyasetçidir.

Sadık Ahmet Gümülcine‘nin Sirkeli köyünde doğmuş; ilköğrenimi kendi köyünde, orta öğrenimi ise il merkezindeki Celal Bayar Lisesi‘nde tamamlamıştır. 19661967 öğrenim yılınıAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde geçirdikten sonra, Selanik üniversitesi tıp fakültesine girdi. 1974 yılında aynı fakülteden hekim olarak mezun olduktan sonra, 34 ay süren askerlik görevini yerine getirdi. Bunun ardından, bir yıllık zorunlu hekimlik hizmetinden sonra 1978yılında Batı Trakya‘ya dönüp cerrahlık ihtisasına başladı. Cerrah unvanını 1984 yılında edindi, ve aynı dönemde Batı Trakya Türkleri‘nin toplumsal sorunlarıyla ilgilenmeye başladı.

Bu sorunların başında Yunanistan‘ın Batı Trakya Türk Azınlığının budunsal (etnik) kimliğini tanımaması, ve onun yerine Lozan Antlaşması‘na sığınarak dini kimliği kullanması gelir. Bunun yanı sıra, çoğunluğu çiftçilik ve hayvancılık ile uğraşan Batı Trakya Türkleri’nin topraklarının kamulaştırılması, insan haklarına aykırı olarak 19551998 yılları arasında Yunanistan vatandaşlık yasasının 19. maddesi gereği 46.638 Batı Trakyalı ve Oniki Adalı Türk’ün vatandaşlıktan çıkarılması [1], ve Lozan Antlaşması‘na aykırı olarak Batı Trakya Türk Azınlığının eğitim kurumu kurup denetleyememesi ve dini önderini seçme hakkının gasp edilmesi diğer önemli sorunlar arasındadırlar [2].

Bu sorunlar karşısında, Sadık Ahmet ilk olarak 1985 yılında, Batı Trakya Türklerinin sorunlarını uluslararası kamuoyuna duyurmayı amaçlayan bir imza kampanyası başlattı, ve 8 Ağustos 1986‘da bunun üzerine tutuklandı. Engellemelere rağmen, 15.000’e yakın imza toplamayı başarmıştı.

Sonraki yıl, 25 Eylül’de Selanik‘te bulunan İnsan Hakları üyelerine Batı Trakya Türklerinin sorunlarını açıklayan bildiriler dağıttı ve bu yüzden 30 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu karar uluslararası kuruluşların baskıları nedeniyle hâlâ Yunanistan Yüksek Mahkemesinde temyiz halinde bulunmaktadır.

18 Haziran 1989 genel seçimlerinde Batı Trakya Türklerinden seçilen ilk bağımsız milletvekili oldu; ancak çok sürmeden milletvekilliği iptal edildi. 26 Ocak 1990 tarihinde gerçekleşen bir konuşmasında, Batı Trakya Azınlığı ile “Türk” sıfatını kullanmasından ötürü tutuklandı ve Selanik Dudullu hapishanesinde 2 ay geçirdikten sonra cezasının kalanı paraya çevrilip serbest bırakıldı.

8 Nisan 1990‘da ikinci kez bağımsız milletvekili olarak seçilen Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerini temsil eden ilk siyasi parti olan Dostluk, Eşitlik, Barış (DEB) partisini 13 Eylül 1991‘de kurup genel başkanlığını üstlendi. Bunun üzerine 1993‘de seçim yasasında değişikliğe gidilerek, seçimlere katılan partilerin mecliste temsil edilebilmesi için %3’nün üzerinde oy alma zorunluluğu getirildi. Yunanistan nüfüsunun %1.5-2’sini oluşturun Batı Trakya Türk Azınlığı ile DEB’in Meclis’e girmesi böylece engellendi.

Sonraki yıllarda, Yunan makamlarının caydırıcı politikasının devamına rağmen, Sadık Ahmet, ülke içinde ve uluslararası ortamlarda Batı Trakya Türklerinin sorunlarını başarı ile dile getirmeye devam etti. 24 Temmuz 1995‘de Lozan Anlaşmasının 72. yıldönümünde şüpheli bir trafik kazası ile hayatını kaybetti. Türkiye’de, özellikle Trakya bölgesinde, birçok okul, yol ve park onun adını taşımaktadır.

Kazanın üzerindeki sis perdesi hala aralanamamıştır.

 

http:/tr.wikipedia.org

Read More →