About the author  ⁄ admin

21 Eylül – 2 Ekim 2015 tarihleri arasında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlediği İnsani Boyut Toplantısı’na, Batı Trakya Yüksek Tahsiller Derneği’ni temsilen Sinan Kavaz, Onur Mustafa Ahmet ve Ali Hüseyinoğlu katıldı.

AGİT bölgesi bağlamında azınlıklar adına en kapsamlı ve prestijli olan bu toplantıda, Batı Trakya Türklerinin yaşadıkları farklı sorunlar dile getirildi ve Yunanistan’dan bu sorunlara çözümler talep edildi.

Toplantının ilk haftasına BTAYTD üyesi Avukat Sinan Kavaz katıldı. Kavaz, sunduğu yazılı metin ve sözlü sunumlarla Batı Trakya Türk Azınlığının Basın ve Dernekleşme Özgürlüğü konusunda yaşadığı sorunları katılımcılara aktardı.

Kavaz sunumlarında; Yunan Devletinin, özellikle dezavantajlı gruplar ve azınlıkları dikkate alarak, toplumdaki çoğulculuğu desteklemek için, basındaki düşünce çeşitliliğini zenginleştirmek için azınlıklıkların ifade ve basın özgürlüğüne saygı duymasını, Batı Trakya Türk Azınlığı da dahil olmak üzere toplumun tüm kesimleri için eşitlik prensibini garanti ederek ilgili yasayı gözden geçirmesi ve gerekli tadilatı yapmasını, yasaların uygulanması ve cezalar noktasında ana akım medya ve azınlık basını arasındaki eşitsizlikleri ortadan kaldırmasını tavsiye etti.

Tavsiyelerinin nedenini örneklerle katılımcılara açıkladı. Kavaz, dernekleşme özgürlüğü konusunda Yunanistan’ın uluslararası insan hakları belgelerinin hükümlerine saygı duymasını ve bunları uygulamasını; barışçıl toplanma ve dernekleşme özgürlüğünün toplumun tüm kesimleri tarafından bireysel ya da kollektif olarak kullanılmasının garanti edilmesini ve buna saygı duyulmasını, etnik ya da sosyal kökene dayalı bir ayrım yapılmamasını; Batı Trakya Türk Azınlığının konu ile ilgili maruz kaldığı haksızlıkların giderilmesini; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanabilmesi için pozitif önlemlerin alınmasını; Türk Azınlığın bireysel tanımlama hakkına saygı duyulmasını ve Türk derneklerinin kapatma kararlarının ilga edilmesini; Yetkililere karşı güven inşaası için Türk Azınlığın karar alma birimleriyle diyaloğa geçilmesini tavsiye etti. Azınlığın halihazırda AİHM sürecindeki davalarından örnekler verdi.

Yunan Delegasyonu Kavaz’a cevap verdi ve bilindik iddialarını tekrarladı. İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının uygulanabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmaya çalıştıklarını belirtti.

Toplantının ikinci haftasında, 29 Eylül 2015 Salı günü nefret suçlarının ele alındığı 12. Oturumda söz alan Ali Hüseyinoğlu, Batı Trakya’daki yabancı düşmanlığı, İslamofobi ve nefret suçları ile ilgili katılımcıları bilgilendirdi. Son yıllarda tüm Avrupa ve Balkanlarda olduğu gibi Yunanistan’da da milliyetçilik, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile ilgili söylem ve eylemlerin arttığını vurgulayan Hüseyinoğlu, bu bağlamda aşırı milliyetçi Altın Şafak’ın Yunanistan Parlamentosu’nda hala üçüncü büyük parti olduğunu ifade etti. Eskiden olduğu gibi günümüzde de Batı Trakya Türklerinin ırkçı, İslamofobik ve nefret içerikli söylemlerin hedefi olmaya devam ettiğini vurgulayan Hüseyinoğlu, bölgedeki Türk ve Müslüman kimliklerini hedef alanların, cami, mezarlık ve Türk derneklerine saldıranların büyük bir çoğunun yakalanıp mahkeme önüne çıkarılmadıklarını dile getirdi. Bununla ilgili 17 Nisan 2015 tarihinde Gümülcine’deki Mahmut Ağa Camii’nin kundaklanması ve aynı günde Alankuyu Mescidi’ne ait ağaçların yerlerinden sökülmesi örneklerini veren Hüseyinoğlu, bu ve benzeri olayların önüne geçmek adına Yunanistan devletinin Türk Azınlık ile diyalog halinde adım atması gerektiğini ifade etti.

Yapılan sunumlara sözlü cevap veren Yunan delegasyonu, 12. oturumda konuşulan ve nefret suçları bağlamında yaşanan olayların Yunan makamları tarafından ele alındığını ve gerekli incelemelerin yapılacağını ifade etti ve Azınlık üyelerinin haklarından tam olarak faydalandıklarının altını çizdi. Irkçılık ve yabancı düşmanlığı ile mücadele konusunda 2014 yılında kabul edilen kanunun önemine değinen Delegasyon temsilcisi, ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele konusunda Ombudsman ve İnsan Hakları Milli Komisyonunun etkin bir şekilde çalıştıklarını ifade etti.

30 Eylül 2015 Çarşamba günü ayrımcılık ve hoşgörü konularının ele alındığı 14. Oturumunda söz alan Onur Mustafa Ahmet, Batı Trakya Türk Azınlığının dini özgürlüğüne değindi ve Azınlığın seçilmiş Müftülerinin Yunanistan devleti tarafından tanınmadığını vurguladı. Farklı uluslararası antlaşmalar doğrultusunda, Azınlığın kendi dini liderlerini seçme hakkına sahip olduğunu fakat bu hakkın Azınlığa verilmediğini belirtti. Bunun yanında, imam ve vakıf yönetimlerinin atamalarına da değinerek bu uygulamaların da Türk Azınlığının dini özgürlüklerini sınırladığını vurguladı. Son olarak, bütün bu dini özgürlükleri sınırlayan uygulamalardan Yunanistan devletinin vaz geçmesini önerdi ve tek tek bununla alakalı meselelere ve yasalara bir an önce çözümler getirilmesini tavsiye etti.

  1. oturumda Yunan delegasyonu temsilcisi, Azınlığın müftülük ve vakıf meselelerine yönelik, Batı Trakya’da tek bir Türk azınlığın yaşamadığını, üç farklı etnik gruptan oluşan bir dini (Müslüman) azınlık yaşadığını ifade etti. Yunanistan devletinin her bakanlığının Batı Trakya’da görevini yerine getirdiğinin altını çizdi ve endişe duyulmaması gerektiğini belirtti. Her devletin müftü seçimi konusunda kendi yöntemi olduğunu ve en seçkin imamları seçerek, İslam geleneklerine ve din haklarına, özgürlüklerine sadık kaldıklarını vurguladı. Seçilmiş Müftülerin resmi olarak tanınmadığının altını çizdi ve buna rağmen, devletin yeterli hoşgörüyü göstererek onların faaliyetlerine engel olmadığını belirtti. Vakıfların yönetimi konusunda ise, Azınlığın bu talebinin farkında olduklarını ve bu konuda çözüm yolları arandığını vurguladı.

Aynı günün 15. oturumunda Müslümanlara yönelik hoşgörü ve ayrımcılık konusuna devam edildi ve bu oturumda söz alan Ali Hüseyinoğlu, Yunanistan devletinin Batı Trakya’da imam atamalarına değindi ve bununla alakalı yasanın Azınlık içerisinde yarattığı sorunları anlattı.

Azınlığın dini özgürlük hakkı çerçevesinde, Yunanistan devletinden imam atamalarının durdurulmasını ve Azınlığa kendi imamlarını kendisinin seçme hakkının verilmesini talep etti.

  1. oturumda, Yunan delegasyonundan temsilci, imam atamalarına yönelik sorunlara ve çözüm taleplerine tam cevap vermedi ve önceki oturumdaki genel cevaplarına atıfta bulundu.

1 Ekim 2015 Perşembe günü hoşgörü ve ayrımcılık başlığı altında, milli azınlıklara ait olma haklarının ele alındığı 17. oturumda söz alan Onur Mustafa Ahmet, Batı Trakya Türk Azınlığının eğitim meselelerine değindi. Yunanistan devletinin Azınlığın eğitim hakları konusunda neredeyse hiçbir yükümlülüğü yerine getirmediğini vurguladı ve Azınlık için Türkçe eğitimin bütün mecburi eğitime dahil edilmesini, çift dilli devlet anaokullarının açılmasını, devlet eliyle ayırımcılığın yapılmamasını ve Azınlığın eğitimini ilgilendiren her türlü yasama prosedürlerinde Azınlık temsilcileriyle diyalog içine girilmesini talep etti. Azınlığın eğitim sorunları arasından en güncel ve devlet ayırımcılığı olan bir örneğe değinerek, Dedeağaç’taki Azınlık Müfredatı Öğretim Görevlileri için Formasyon Bölümüne alınacak öğrencilerin sadece Yunanistan üniversitelerinden olmasının, Yunanistan devletinin bu konuda ırkçı niyetini gösterdiğini ve bu ayrımcılığın Yunanistan Anayasasına aykırı olduğunu belirtti. Son olarak, AGİT’in Milli Azınlıklardan sorumlu Üst Komisyon yetkililerinden, Azınlığın meselelerini yerinde tespit etmeleri adına Batı Trakya’ya gelmelerini talep etti.

  1. oturumda, Yunan delegasyonu temsilcisi, Azınlığın eğitim sorunlarına ve çözüm taleplerine yönelik cevabında, Yunanistan devletinin Azınlık okullarına destek verdiğini, Azınlık öğretmenlerinin her devlet okulunda öğretim vermeye hakları olduğu gibi azınlık okullarında da en iyi eğitimi vermeye gayret gösterdiklerini belirtti.

ABTTF adına toplantıya Melek Kırmacı ve Funda Reşit katıldılar ve 14, 15 ve 17. Oturumlarda sunumlarını gerçekleştirdiler.

Rodos ve İstanköy Kültür Derneği adına toplantıya katılan Mustafa Kaymakçı, Adalarda yaşayan Türklerin sorunlarıyla ilgili katılımcıları bilgilendirdi.

Yunan Helsinki Gözlemi adına toplantıya katılan temsilci, Batı Trakya Türk Azınlığının meselelerini anlattı ve Yunanistan’ın bunlara ne zaman çözüm getireceği konusunda sorular

sordu.

 

http://www.birlikgazetesi.info/haberler/10755-2015-10-05-11-03-57.html

 

Read More →
Gökçeada Rum Azınlığı’nın Ortaokulu –Lisesi 1964’ten sonra ilk defa olarak 28 Eylül tarihinde sekiz öğrenciyle tekrar eğitim öğretime başlayacak. Okulun açılışı ise 12 Ekim günü Patrik Vartholomeos tarafından yapılacak. Okulda Türkçe ve Türk edebiyatı da öğretilecek; geziler, sportif faaliyetler ve iki ülkenin okullarının kardeş olması gibi projeler de düşünülmektedir.

Hatırlanacağı gibi 2013 yılında da Gökçeada’da Rum ilkokulu yeniden açılmıştı. Bundan sonraki hedef ise Gökçeada’da anaokulu kurmak!

Uluslararası anlaşma, antlaşma ve diğer AB normlarına göre eğitim her çocuğun hakkıdır ve kısıtlanamaz. Devletler eğitim konusunda çok titiz davranmalı; kültürleri, dinleri ve yaşam tarzları farklı olan insanlara da bu hakkı sunmada fedakar olmalıdırlar.

Yukarıdaki haber Yunanistan’ın ulusal Kathimerini gazetesinde yayınlandı. Haberde Gökçeada’da sekiz Rum çocuğu için azınlık ortaokulu açılacağı belirtiliyordu. Ne kadar güzel ve ince düşünce değil mi? Az sayıda insana da olsa bu hizmeti sunmak bir cesaret, gurur ve büyüklük meselesi olsa gerek, ya da en azından biz öyle olabileceğini düşünüyoruz.

Ancak eğitim hakkı dünyanın her yerinde böyle değil. Bunun tam tersini uygulayan ülkeler de var. Yıllardır herkes Yunanistan’ın demokrasinin beşiği olduğunu iddia etmektedir. Ancak bu demokrasi kimin için, nereye kadar ve nasıl uygulanmaktadır? İşte fark tam da burada.

Batı Trakya’da yaşayan bir avuç insan ne yazık ki AB şartlarında eğitim alamıyor. Sorun anaokullarından başlıyor. Azınlık insanı; kahvede, tarlada, işte, pazarda ve kısacası her yerde Türkçe konuştuğundan ve anadili de Türkçe olduğundan açılacak olan anaokullarına Yunanca’nın yanısıra bu dilin de girmesini istemektedir. Bu istek yıllardır tekrarlanmakta, ancak karşı tarafta bu feryadı ne yazık ki duyan olmamaktadır. Türk turist sayısının bölgemize ziyaretleri arttıkça bazı kuruluşlar Türkçe kurslar başlatırken, devletin Tükçe’ye karşı takındığı bu tutum çok düşündürücüdür! Peki bu çocuklar anadilini nerede geliştirecek? Anadil temeli olmadan diğer dilleri nasıl öğrenecek? Bu tür soruları çoğaltmak mümkündür.

Özel alana gelindiğinde ise kar amacı gütmeyen BAKEŞ- Batı Trakya Kültür Eğitim Şirketi İskeçe ve Gümülcine’de birkaç anaokulunu faaliyete sokmuş durumda. Ancak bu yetersizdir. Devlet de bu konuya mutlaka el atmalı ve Azınlık insanının anadillerini öğretmede yardımcı olmalı ve Gökçeada’daki Rum anaokulu ile birlikte Yunanca ve Türkçe eğitim veren Azınlık anaokulları mutlaka açılmalıdır!

Orta eğitimde ise durum çok daha vahimdir. Azınlık ortaokul ve liseleri çok yetersizdir. Çocuklar balık istifi gibi sıralarda oturmaktadır. Azınlık insanı cehalete karşı “okumak istiyoruz, okumak istiyoruz” diye feryat ederken ne yazık ki hep geçici çözümler üretilmekte ve çağdaş mekanların yaratılması hep ertelenmektedir. İskeçe Muzaffer Salhoğlu Azınlık Ortaokulu-Lisesi’nde durum çok vahim. Okulun üç sınıfı öğleden sonra eğitime alındı. Koskoca İskeçe’ye bir Azınlık okulu yapmak bu kadar mı zor! Hıristiyan vatandaşlara sağlanan imkanlar neden Azınlık insanına sağlanmıyor? Bir topluluk eğer Türkçe ve Yunanca eğitim almak istiyorsa neden engellenmek isteniyor?

Gümülcine’de faaliyet gösteren Celal Bayar Lisesi’nde de durum buradan farksız. Rodop ilinde nüfusun yarısı Müslüman Türklerden oluşmaktadır. Yaklaşık 800 çocuğa bir ortaokul ve lise! Bu çağdaş dünyanın bir rekoru olsa gerek! Keşke böyle bir rekora tanıklık etmeseydik.

Burada da önemli olan iyi niyettir. Devlet eğer iyi niyet gösterse bu sorun bir yıl sürmez çözülür. Papandreu zamanında okula ek bina yapıldı ve sorun kısmen çözüldü. Böyle bir davranışı şimdiki yöneticilerde ne yazık ki göremiyoruz. Onlar belki mütekabiliyet esastır, diyebilirler. Ancak Gökçeada’da sekiz kişi için ortaokulu açılırken, bunun adı nedir? Acilen Rodop ilinin büyük köylerine, örneğin Kozlukebir, Sirkeli gibi köylerine Azınlık ortaokulu kurulmalıdır. Yoksa Azınlık ortaokuluna gitmek için her gün 150km. yol kateden çocuklarımızın çilesi hep devam edecek.

Bu konuda BAKEŞ girişimlerde bulunmuştur. Okul açma durumu hep yokuşa sürülmekte ve dolayısıyla da olumlu bir sonuç henüz alınamamıştır. Bunun sonucunda da Celal Bayar Lisesi yöneticileri bu yıl bu kadar çok çocuğa nasıl ve hangi mekanda eğitim vereceğini kara kara düşünmektedir.

Yine bir internet sayfasında bu yıl İstanbul’daki Zoğafyon Rum Lisesi’nin 122. yılının kutlanacağı belirtilmekte ve yıl içine yayılan etkinliklerde neler yapılacağı detaylı bir şekilde okuyucuya aktarılmaktadır. Doğrusu bir Azınlık ferdi olarak kıskandım! Keşke Celal Bayar Lisesi’nde de bu faaliyetler olabilse, dedim. Yıl içine yayılan ve Paskalya’ya kadar sürecek olan kutlamalarda bakın neler yer alıyor:

1- 60 yıl önce mezun olanlar tekrar sıralarına dönecek ve plaket verilecek.
2- Mezunlar, öğrenciler ve okulun dostları 122 balonla birlikte İstiklal Caddesi’nden Taksime kadar yürüyecek ve Güverciler uçurulacak.
3- Kostas Mancio, okul bahçesinde; Çiçanis, Hacidakis ve Theodorakis’in bestelerinden oluşan bir konser verilecek.
4- Okuldan 12 öğrenci özel “Mantulidi” özel okulunda misafir edilecek.
5- Selanik Barosu 30 Kasım’a kadar sürecek olan bir resim sergisi açılacak.
6- Yana Athanasiadi’nin yönettiği Amerikan Koleji “Anatolia” Mezunları Orkestrası konser verecek.
7- Mitropolitler eşliğinde ayinler düzenlenecek.
8- Niku Portakaloglu konser sunacak. Konserde 1965 ve 1975 mezunları bulunacak.
9- Taksim Agia Triada Kilisesi’nde ayin tertip edilecek.
10- 1965 ve 1975 mezunlarına okulda yemek ikram edilecek.
11- Verialı yazar Giorgu Kocaeridi’nin “Bursa’nın köylerine yolculuk” ve “Adapazarı ata köylerine ” adlı kitapları tanıtılacak.
12- Lozan Mubadilleri Korosu konser sunacak.
13- Boğaz’da yemek verilecek.
14- Etkinliklerin bir kısmına Bursa Nilüfer belediyesinden temsilciler de katılacak.
15- Paskalya’ya yakın bir tarihte Beyoğlu’nda çocuklar tarafından dini şarkılar söylenecek.
16- Yönetim Kurulu Balıklı Hastanesi Huzur evi ve Psikiyatri bölümünü ziyaret edecek.
17- Okul öğrencileri Lozan’daki nükleer araştırma merkezi CERN’i ziyaret edecek.
18- Paskalya öncesi Arnavutköy’deki bir retoranda eğlence düzenlenecek.
19- Uluslararası Korolar Festivali düzenlenecek. Katılmak isteyen korolar 50 evro ödemek koşuluyla 31 Aralık tarihine kadar başvuruda bulunmaları gerekmektedir. Ödül töreni Zoğrafyon Lisesi’nde düzenlenecek.
20- Mantulidi Eğitim Merkezi işbirliği ile “Odiseas Elitis” konulu 5. Uluslararası Öğrenci Kongresi düzenlenecek. Kongreye ABD, Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’den akademisyenler katılacak.
21- Öğrenciler, öğretmenler, veliler ve şiir severlerin katılımıyla Dünya Şiir Günü kutlanacak.
22- İnsani amaçlı kermes tertip edilecek.
23- Selanik Belediyesi Vafopuliu Korosu konseri.
24- Mezarlıkları ziyaret.

Gerçekten de okuyunca hayretler içinde kaldım. Çok zengin ve nitelikli bir program. Peki biz Celal Bayar Lisesi’nde böyle bir program yapabilir miyiz? Yapamayız! Çünkü bizde her şey çok kısıtlı da ondan. Geçtiğimiz yıllarda bırakın bu faaliyetlerin bir çeyreğini düzenlemeyi, birkaç yıl mezuniyet törenleri yapıldı ve hemen göze battı! 2014 yılında yapılan mezuniyet törenine bazı yetkililer ve basın davet edilmedi! Peki veliler çocuklarının başarılarını hiç basında görmek istemediler mi?

İstemiş olsalar da törenin neden basına kapatıldığını okul yönetimine sormak gerekir. Eskiden okulda resim sergileri yapıldığını basın arşivlerinden öğreniyoruz. Ancak son yıllarda ne yazık ki etkinlikler gittikçe fakirleşiyor.

Sonuç olarak, Türkiye’deki okullar dünyaya daha fazla açılırken, Yunanistan Batı Trakya’daki Celal Bayar Lisesi ve İskeçe Muzaffer Salihoğlu Azınlık Lisesi gittikçe kendi içine kapanıyor!

Son olarak Zoğrafyon Lisesi yöneticilerini buradan kutlarken, inşallah bizim buradaki lise müdürleri de bunlardan ilham alırlar diyorum.

http://www.kathimerini.gr/830711/article/epikairothta/ellada/prwto-koydoyni-sto-gymnasio-imvroy

http://www.grtrnews.com/122-xronia-zografeio-programma-ekdiloseon/

İbrahim BALTALI

 

 

Read More →

Yunus Emre Enstitüsü Prizren Türk Kültür Merkezinde dün akşam (30 Eylül 2015) Besim Danjolli’nin “Prizren’de Ortak Yaşam” adlı kişisel resim sergisi törenli bir şekilde açıldı. Sergide 30’u yağlı boya, 10’u sulu boya olmak üzere toplam 40 eser 15 Ekim tarihine kadar Prizren Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde sergilenecek.

Besim Danjolli’nin “Prizren’de Ortak Yaşam” adlı kişisel resim sergisi açılışında hazır bulunanları selamlayan Yunus Emre Türk Kültür Merkezi Müdürü Bülent Üçpınar, Besim Danyoli’nin birbirinden değerli tablolarıyla geçmişin huzurlu, asude hayatını anlattığına vurgu yaptı. Yunus Emre Enstitüsü’nün Türkiye’deki kültürü ve sanatı Kosova’da tanıtmak yanı sıra Kosova’daki kültür sanatı da desteklemeye çaba harcadığını söyleyen Üçpınar, bunu yaparken de hiçbir ayrım yapmadan eşit yaklaşım sergilediklerini bildirdi.

Sergiyi çok beğendiğini belirten Türkiye Cumhuriyeti Prizren Başkonsolosu Selen Evcit, Prizrenn’de kültür sanata verilen öneme vurgu yaptı. Besim Danyoli’nin Prizren’i resmederken Türk, Arnavut, Boşnak ve diğer toplulukları ve onların birlikteliğini de yansıtmaya başardığına işaret eden Evcit, Danyoli’nin seçebileceği en güzel konuyu seçtiğine vurgu yaptı.

Gazeteci-yazar Osman Goranci de yaptığı değerlendirmesinde Prizren’de sanat ve kültüre verilen öneme dikkati çekti. Besim Danyoli’nin her tablosunun kendine has bir hikayeyi teşkil ettiğini söyleyen Goranci; Danyoli’nin resimlerinde Prizren’in çeşmeleri, kaldırımları, mahalle ve sokakları ve karakteristik evlerini olduğu gibi yaşam ve beraberliği de resmettiğini söyledi.

Ressam ve müzisyen Reşit İsmet, sanatçının figür ve mimari temelli çalışmalarıyla zaman tünelini yansıttığını belirtti. Danyoli’nin fırça darbeleriyle geçmişe götürmeye başardığını belirten İsmet, tablolarında kendine özgün bir üslup yarattığını söyledi.

Sergisinin açılmasında katkısı geçenlere ve törene katılanlara teşekkür eden Besim Danyolli, fazla konuşmak istemediğini kendisini eserleriyle ifade etmeyi tercih ettiğini söyleyerek herkesi sergilenen eserleri seyretmeye davet etti.

Besim Danyolli’nin 15 Ekim tarihine kadar açık kalacak kişisel sergisini sanatseverler Prizren Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde ziyaret edebilecek.

http://www.kosovahaber.net/?page=2,11,31838

Read More →

Prizren’de bu yıl sırasıyla 2. defa  düzenlenen ve 03 Ekim 2015 tarihine kadar sürecek Business Forum Prizren 2015 açılışına Kosova ve Türkiye yanı sıra bölgenin birçok ülkesinden 400’ün üzerinde üst düzey siyasi ve işadamı katıldı.

Resmi açılışla çalışmalarına başlayan forum çerçevesinde şehir merkezi yakınlarında bulunan Euro Centar kompleksinde 7.000 metre karelik bir alanda 100’ün üzerinde şirket ürünlerini fuarda sergileyecek, konferanslar düzenlenecek ve işadamları buluşmaları tertiplenecek.

Geçen yıl ilk kez düzenlenen foruma Prizren’den 62 şirket katılırken bu kez Kosova’dan Priştine, Mitroviça, Vuçitırın, Lipyan, Gilan, İpek’ten Arnavutluk’tan 10 ve Türkiye’den 7 şirket olmak üzere toplam 120 şirket katılıyor.

Prizren Business Forum 2015 Konferansı’na bu yıl Arnavutluk, Türkiye, Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsviçre, Hırvatistan, Bosna Hersek, Sırbistan, Makedonya, Karadağ, Slovenya, Bulgaristan ve Yunanistan’dan iş adamlarının katıldığı belirtildi.

Business Forum organizatörlerinden Levent Buş, amacın Prizren’e ve Kosova’ya yatırımlar sağlamak ve Prizren Sanayi Bölgesi’nin tanıtımını yapmak olduğunu söyledi.

Bu yıl Business Forum’u kurumsallaştığına işaret eden Levent Buş, Sofra ve Zejtari dernekleriyle birlikte el ele vererek forumu düzenlediklerini vurguladı.
http://www.kosovahaber.net/?page=2,10,31849

Read More →

22 Kasım 1922 yılında Kırcaali ilinin Adaköyünde doğan Nuri Turgut Adalı, Kaşıkçılar ve Hatipoğulları köylerinde geçen ilk ve orta okul yıllarından sonra öğrenimine Şumnu Nüvvap okulunda devam eder. Bulgaristan’ın çarlık dönemi yıllarına tekabül eden öğrenimi sırasında Kemalist görüşlerinden dolayı okuldan uzaklaştırılır. Oysa Bulgaristanlı Türkler arasında milli benliğin korunmasını için çalışan Mustafa Kemal Atatürk “Bulgaristan’ı sevmeyen, Türkiye’yi de sevemez” diyordu.

Nuri Turgut Adalı 82 yıllık ömründe, ilk gençlik yıllarından, hayatının son demine kadar, Türk kimliğini koruma ve Türklüğü yaşatma uğrunda doğrularından vazgeçmedi. İlk once Rodoplar’da, 1985’te yurdun tüm yerlerdinde Müslümanların adları silah zoruyla Bulgarcayla ve yüzlerce vatandaşımız Türklük sevdasını hayatıyla ödedi. Aslında Türklük uğruna mücadele bundan çok önceleri başlıyor. Bu bayrağı elinde ilk savuranlardan biri de Nuri Turgut. Nitekim Nuri Turgut Adalı’nın kahramanlık öyküsü daha 1945 yılından başlıyor.

Gümülcine ve Kırcaali illerinde öğretmenlik yaparken 1945-1946 yıllarında Pleven yakininda Krasno Gradiste’de Rositsa toplama kampında iki yıla yakın tutuklu kalıyor Nuri Adalı. Hakkında rapor hazırlayan devlet güvenliği ajanı Nuri Adalı hakkında şu ifadeleri kullanır: “Halk iktidarının en büyük düşmanıdır. Sosyalizm rejiminin insan haklarını çiğnediğini, Türk azınlığının ise haklarından mahrum edildiğini söylüyor. Milliyetçi ve Turancı fikirlerini gizlemiyor. Okur-yazar ve eğitimlidir. Eski türkçe, arapça ve bulgarca okuyor ve yazıyor. Türk nüfusu arasında saygınlığa sahiptir. Son derece tehlikelidir”. Bu şekilde tasvir edilen insan hakları savaşçısı Nuri adalı Belene ölüm kampına ilk defa 1950 yılında kömünist rejim tarafından gönderiliyor ve orda 3 yıl kalıyor.

Bulgaristan’da ceza evlerinde en uzun süre kalan kişi olarak tarihe geçmişti.
1960 yılında T.C. Sofya Büyükelçiliği vasıtasıyla dönemin Cumhurbaşkanı Adnan Menderez’e rapor gönderen Adalı, Bulgaristan Türkleri’nin haklarının çiğnendiğini bildiriyor ve Bulgaristan’daki Türk azınlığının içinde bulunduğu olumsuz sosyal şartların komünizm rejiminden kaynaklandığını ifade ediyor. Türklerin sahip olduğu etnik ve dini hakların kısıtlanmaya başlandığını yazan Adalı bu kısıtlamaların kısa zamanda asimilasyona dönüşeceğini de uyarıyor.

Mahkeme nezdinde her şeyi itiraf eden Nuri Adalı suçunun ne olduğunu soruyor ve 15 yıl hapis cezasına çaptırıldıktan sonra 1961 yılında girdiği Stara Zagora cezaevinden 1973 yılında çıkıyor.

Nuri Adalı, kendi eliyle yazdığı ölüm fermanını defalarca rüyalarında gördükten sonra yırtarak, ölüm sehpasına gitmekten kurtulmuştu. Iste Nuri Turgut Adalı’nın 1969 yılında Eski Zağara hapisanesinde yazmış olduğu Zindanda şiiri.

ZİNDANDA

Pek nahoş çehreler çevremi sardı,
Söndü bak ışığım, ufkum karardı!
Kelebek gönlüm hiç yaşar mı gülsüz?
Zindanda geçer mi ömür bülbülsüz?
Münferit bir mezar biçimi oda,
Tad kalmadı aşda, ekmekte, suda.
Zehirli bir oktur o kem bakışlar
Nasıl geçer burda yazlar ve kışlar?
Bahar çiçekleri uçtu gözümden,
Anlayan yok gibi sanki sözümden!
Gömüldüm pek kara düşüncelere,
Alışmak gerektir işkencelere!…
Hele bir gün yurtta olacak sabah,
Benim de gönlümde dinecek bu ah!…

İsim değiştirme kampanyası sırasında cezaevinde bulunuyor. Adını karşı koymadan değiştiriyor, çünkü bu eylemin arkasında Sovyetler Birliği’nin durduğuna inanıyor ve mukavemetin anlamsız olduğunu biliyor. Ancak karşı gelmemesinin bir başka daha önemli bir nedeni var: asimilasyon politikasının buraya kadar geleceğini yıllar öncesinden bildiği gibi, çok sürmeden isimlerin tekrar geri verileceğini de biliyordu. Zira Türk isimli olup rejimi destekledikleri için Bulgar olan, Bulgar gibi düşünen Türklerin de isim değiştirme eyleminden sonra Bulgar adlarıyla ancak Türk gibi yaşayacağını ve Türk kalacağını biliyordu. 1985 yılında cezaevinden çıktığı dönemde hemen Belene ölüm kampına gönderiliyor. O dönemdeki komünist sistemin yöneticileri tarafından 3 kere Belene ölüm kampına, 3 kere cezaevine, bir kere sürgüne, iki defa da ev hapsine mahkum edilen Adalı 1989 zorunlu göçte Türkiye’ye ilk gönderilenler arasında oldu. Yıllardır hasretini çektiği Türkiye onu bağrına bastı. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti kendisine “Gazi” unvanını verdi.

Nuri Adalı’ya göre şiir yazmak yaşamaktır. Baskıya hazır, ancak basılmadan önce el konulan üç şiir kitabı var: Masum simalar, gençlik anıları ve ayrılık. Yasalara aykırı olmasalar da, yapılan aramada savcılar dönemin siyasi yönetimine yönelik yazılan başka iki eser bulur: “ulaşılmaz, keçi ayağının bile basamadığı yer” ve “kanımız boşa mı aktı”. Şiirler insanları isyanı teşvik ediyormuş. Günümüzde basılmış bir şiir kitabı vardır: Hapishaneden şiirler. Şiirlerden bazıları okunan gecede, tüm katılımcılar Nuri Adalı’nın kişiliği yanında, çile ve acı dolu, bazen hayal kırıklığı, bazen de umutların filizlendiği satırlarından çok etkilendi.

DELİ

Dokunma diyorlar, suya sabuna.
Bakma etrafına, gir sen kabına.
Başkaları için ağlayan gözler,
Her yerde tüm hakkı savunan sözler,
Yıldırım kesilir üstüne döner.
Bu zulmette bakma olmaya fener!
Fırtınalar kopar hep söndürürler,
Hakkı haykıranı her an döğerler.
Az mı dayak yedik bu yüzden gafil?
Bir ömür boyu hep sen kaldın cahil!
Aç gözünü artık yeter bu uyku,
Ara şu felekte sakin bir kuytu!
Gizlice orada ör çorabını.
Yeter artık kapat şu HAK babını!
O yoldan gidenler hep harap oldu.
Yaz bile gelmeden gülleri soldu.
Nasibini al sen cennet dünyadan,
Yeter bahsetme şu bomboş hülyadan.
Hayaller, emeller hem çoktan öldü,
Senden evvel kabre onlar gömüldü!
Aldandın, aldattın sen etrafını,
Kederle doldurdun her tarafını.
Yakınlara miras kaldı kederler,
Hakkı savunana “bir deli” derler
Ko deli kalayım değilim pişman,
Bence delilerde kalmıştır iman.
Ne kadar istesem olamam VELİ,
Vahşi kalmaktan olayım deli…

BNR

Read More →

Bugün 23 Eylül 2015 tarihinde Halk Meclisi binasındaki Milletvekili Kulübü’nde Meclis Başkan Yardımcısı Doç. DR. Aliosman İmamov, “Kırcaali ve Edirne’nin Eski Sanatları ve Ustaları” isimli serginin açılışını yaptı. Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Başkanı Lütfi Mestan açılışa katılanları selamladı. Bu sergi Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin bir girişimi olarak eylül ayında Avrupa’da yüzlerce teşkilat tarafından kutlanan 2015 Avrupa Miras Günleri’ne adanmıştır. Ulusal tema ise “Kültür Mirası ve Yerel Sürdürülebilir Kalkınma”. Bu konunun seçimi yerel kalkınma için önemli bir kaynak olarak kültür mirasının giderek rolünün artmasından kaynaklanıyor.

Sergide yer alan fotoğraflar Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği (EFOD) üyeleri fotoğraf sanatçıların eserleridir. Serginin yerel ortağı Kırcaali KRIG Sanat Hareketi. İki teşkilat, Edirne’de uzun süren bir araştırmanın devamında birkaç aydır Bulgaristan’da da yapılan araştırma sonucu hazırlanan serginin girişimcileridir.

Bu sergi zanaatların Balkanlarda kültür mirasının bir parçası olarak önemine vurgu yapıyor. Fotoğraf sanatçıları, iki kardeş Edirne ve Kırcaali’de en eski, onurlu ve teknolojilerin karşısında diz çökmeyen, nesilden nesile gerçek ustalığı aktaran zanaatkarların 44’ü ile heyecanlı bir görüşme imkanı sunuyorlar. Balkanların kültür hafızasının bir parçası olan bu ustalık, aynı zamanda ortak tarihin hafızasında yadsınamaz bir kaynak. Zanaat listesi uzun: bıçakçılar, terziler, kalıpçılar, şeker ve çatı ustaları, yorgancılar, kuyumcular, arıcılar, fırıncılar, saatçiler, saç işleme ustaları, müzik aleti yapan ustalar, hediyelik eşya ustaları, marangozlar, ayakkabıcılar, şarkıcılar ve müzisyenler. Sofya’dan önce sergi, farklı seyircilerin yerel gelişimin kaynağı olarak kültür mirası konusuna ilgi geliştirmeye teşvik edilmesi için Kırcaali’nin Dıjdovnitsa (Yağmurlar) köyünde 5 Eylül’de gerçekleşen 10.Terlik Festivali kapsamında ilk defa sergilendi.

Kaynak: Kırcaali Haber

Read More →

Koca Yusuf’un, Şumnu iline bağlı Karalar Köyü’nde doğup büyüdüğü, sonraki yıllarda yıkılan evi, aslına uygun olarak yeniden inşaa edildi.

 

“Cihan Pehlivanı” unvanlı efsane güreşci Koca Yusuf’un, Şumnu iline bağlı Karalar Köyü’nde doğup büyüdüğü, sonraki yıllarda yıkılan evi, aslına uygun olarak yeniden inşaa edildi.  Ev bir müze olarak Türk kültür hayatına hizmet verecek.

İnşaatı bir yıl süren evin yeniden yapımına ait bütün masraflar  Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından karşılandı. 6 Eylül 2014 tarihinde Karalar Köyünde yapılan açılışa Türkiye ve Bulgaristan’tan yoğun ilgi vardı. Bursa, Edirne, Adana, Tekirdağ, Kırklareli illerinden kökleri balkanlara dayanan binlerce soydaş açılışa akın etti. Bulgaristan’da yaşayan Türklerin müze evi ziyareti gün boyu devam etti.

Yaklaşık 450 bin Euro harcanan projenin tüm masrafını karşılayan ve projeye öncülük eden Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü açılışta yaptığı konuşmada, bu hizmeti sadece Adana halkı için değil Türk milleti adına gerçekleştirdiklerini vurguladı. Başkan Sözlü, Koca Yusuf Müzesi’nin Bulgaristan’daki Türk varlığının sonsuza dek yaşatılmasına katkıda bulunacağını kaydetti. Koca Yusuf Müzesi’nin Türk varlığının ve Türk Kültürünün Balkanlarda zaten var olan gücünü pekiştirdiğini ifade eden Sözlü, sözlerine şöyle devam etti.

” Balkanlarda Türkler zaten var ama bu varlığın yeni nesillerin hafızasına kazınması için Koca Yusuf gibi sembol isimler çok değerli. Balkan Türklüğü tarihimize çok güçlü kişilikler kazandırmıştır. Koca Yusuf da bunlardan biridir. Cihan pehlivanımızın Karalar Köyündeki evi yanmış ve yıkılmıştı. Biz bu evi tamamen aslına uygun olarak yeni malzemeler kullanarak inşaa ettik. ”

Koca Yusuf Müzesi açılışının ardından Karalar Köyünde düzenlenen geleneksel Kocayusuf Yağlı Güreşleri’ne Türkiye ve Balkan Ülkelerinden şampiyon pehlivanlar katıldı.

DHA

 

Read More →

3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos (Yeşilköy ) Antlaşması imzalandı. Çok ağır şartları olan bu antlaşmaya göre, tüm Rumeli tanınmayacak şekilde parçalanıyor, geriye kalan Osmanlı topraklarının birbirleriyle bağlantısı dahi kesiliyordu. Bu anlaşmaya göre, Adriatik Denizi, Karadeniz ve Tuna nehri arasında Büyük Bulgaristan devleti kuruluyordu.

 

Ayrıca Karadağ ve Sırbistan, topraklarını genişleterek tam bağımsızlıklarına kavuştular. Doğuda bazı vilayetler Ruslara bırakıldı ve Ruslara ayrıca 300 milyon Ruble altın savaş tazminatı ödenmesine karar verilmişti.İşte Batı Trakya ve Rodoplarda yaşayan Türkler bu anlaşmayı kabul etmeyerek, ayaklandılar ve Ruslara karşı kurtuluş savaşına başladılar. Rodopları Çirmen kasabası merkez olmak üzere, bir hükümet kurdular. Hidayet Paşa, Timirski Ahmet Ağa, Hacı İsmail Efendi, Kara Yusuf, Kırcaali’li Abdullah Efendi, Hacı Mümin, Hacı Halil, Halil Efendi ve Ali Ağa bu Rodop – Batı Trakya Devleti’nin kurucuları idiler. Bu hükümet 1886 yılına kadar devam etti.

 

5 Nisan 1886’da Büyük Devletlerle Osmanlı Devleti arasında bir antlaşma yapıldı. Fakat bu antlaşma ile Rodoplar (Doğu Rumeli ) Bulgaristana veriliyor, Batı Trakya ise Osmanlı sınırları içinde kalıyordu. Bu antlaşma sonucunda Rodop – Batı Trakya Türk Devleti Osmanlılar tarafından Büyük Devletlerin baskısıyla yıkılıyordu.Bilindiği gibi Batı Trakya Türkleri bilhassa Kırcaali sancağı, 1877-78 yani 93 Harbi diye bilinen Osmanlı – Rus Savaşında büyük fedakarlıklarda bulunmuşlardı. Bu savaşta Tuna nehrini kolayca aşan Rus orduları, Bulgarların işbirliği ile Hasköy ve Kırcaali dağları üzerinden Batı Trakyaya doğru yürümeye başlamıştı. Fakat Ruslar, Kırcaali bölgesinde Kilise Kuleyakası mevkiinde ummadıkları bir Türk direnişi ile karşılaştılar.

 

Burada Ruslara karşı direnen Osmanlı Ordusu değil, bizzat Kırcaali Türk halkının kendisi idi.Kırcaali’nin Fındıcak köyünden Murat Ağa, Koca Balkan’ın Şipka geçidinde Bulgar ve Ruslara karşı savaşanlar arasında idi. Süleyman Paşa, savaş meydanına giderken, Kırcaaliden geçmiş ve götüremediği, fazla silah ile cephanesini buraya bırakmıştı. Murat Ağa da Kırcaalili olduğu için bu silah ve cephanenin yerini biliyordu. Bulgarların Kırcaaliyi Bulgaristana ilhak etmek için saldırdıklarını işiten Murat Ağa, yanına aldığı Rodoplu delikanlılar ile Rusların ve Bulgarların ilerledikleri geçit noktalarını tuttu. Rusların hiç önem vermedikleri ve asker kaçağı zannettikleri bu vatanseverler, bu çatışmada Rusları iki ateş altına alarak boğaza giren Ruslar’dan bir tanesini bile sağ bırakmadı.Fındıcaklı Murat Ağa, Kırcaali’nin Türk olan bütün köylerine adamlar göndererek Yunus oğullarında İsmail Ağa, Halil Ağa komutasında Ahi Çelebi, Mestanlı ve civarından 1000 kadar silahlı gönüllü Rodoplu koşup geldiler.

 

Türk halkı ile Rus ordusu arasında müthiş bir savaş başladı. Rus general Hersikof komutasındaki Rus Piyade Alayı ve bir Kazak alayı, 4 batarya toplu taaruza geçtiler. Bir Alay haline getirilmiş Bulgar çeteleri de Ruslara yardım ediyordu. Murat Ağa’nın kendi kuvetleri, Boğaz’ın doğal müstahkem mevkiileri olan her iki yanı da tutmuşlardı. Murat Ağa’nın birliklerinin topları yoktu ama, Kilise Kule boğazı yanından Arda nehri boyuna yayılarak Rodop Türklerini arkadan sarmak isteyen Bulgarların bu niyetini anlayacak bir komutan özelliği vardı. Murat Ağa, daha önceden davrandı ve Bulgarları içeri çekti ve hepsini bire varıncaya kadar kırdı. Buradan hiçbir Bulgar çetecisi kurtulamadı. Murat Ağa kendi yönetimindeki 354 köyde bir idare kurarak, nufus başına mısır unu, kurutulmuş yoğurt, keçi pastırması, mekkare katırı topladı.

 

Rodoplu Türk kadın ve kızları ise, ekmek yoğuruyor, gazilere yiyecek hazırlıyor ve insanların yürüyemediği sarp patika yollardan yedeklerindeki katırlarla Rodoplu Türk askerlerine yiyecek taşıyorlardı.Ruslar şiddetli top ateşi ile Rodoplu mücahitlerin gözünü yıldırmak istediler. Fakat düşen top mermileri, yalçın taşlarda parçalanıyor, taş kovuklarda elinde martin tüfeği olan Rodoplu Türk mücahitler, Rusları bir adım bile ileri attırmıyordu. Üstelik de hiç birinin burnu bile kanamıyordu.Genaral Hersikof yine hücüm emri verdi. Bu dar boğazdan giren Rus askerleri üzerine öyle şiddetli bir ateş açılmıştı ki, yalçın kayalardan yağan bir cehennem ateşi bütün Rus taburlarını perişan ediyordu.

 

Bütün Rus askerleri Rodoplu Türk mücahitlerin önünden kaçmaya başlamıştı. Ruslar ve Bulgarlar çok üzgündü. Rodop – Batı Trakya’nın dağ kolu asla düşman istilası görmemişti. Onlar vatanlarını savunmakta kararlı idiler.Bunun üzerine Rus generali Hersikof, Murat Ağa’ya haber gönderdi. Kendisi ile görüşmek istiyordu. Murat Ağa, elinde martin tüfeği ile bir katırın sırtında, yalnız başına Rus generali Hersikof’un karargahına gitti. General Hersikof, bütün askerlerine bu kahramanı selam ile karşılamalarını emretti. Murat Ağa ile Rus generali görüştüler. Murat Ağa, Rodop ve Batı Trakya Dağlarından bir karış toprağı kendilerine teslim etmeyeceğini kati olarak belirtti.

 

Rodoplar ve Batı Trakya böylece kurtulmuştu. Berlin’de toplanan kongre Osmanlı İmparatorluğunu parça parça ederken, Kırcaali sancağını da Bulgaristan Prensliğine dahil ediyordu. Kağıt üstünde yapılan bu anlaşma üzerine iki Bulgar taburu Kırcaali’ye geldi. Bu Bulgar kuvvetinin Kırcaali’ye geldiğini duyan Murat Ağa, yine ayağa kalktı ve şunları söyledi : Ben kızanları göreve çağırdım. Kırcaali’yi teslim almaya gelen Bulgar askerlerinin tüfeklerini ellerinden aldım.

 

Memurlarının hepsini geri gönderdim. Ve Kırcaali’de kendi başımıza hükümet kurduk. Bu hükümet 1886 yılına kadar devam etti. Ve biz bu zaman zarfından bağımsız bir idare altında yaşadıktan sonra Osmanlı devletine ilhak olduk.Kırcaali’nin Osmanlı topraklarına tekrar ilhakından sonra, Sadrazam methiyeyi duyduğu Murat Ağa’yı Sultan II. Abdülhamit’in huzuruna çıkarttı. Padişah, Murat Ağayı ödüllendirmek için ne istediğini sordu. Murat Ağa, sınır boyunda zaptiye çavuşu olmak istediğini söyler.

 

İçindeki vatan aşkı ona bunu söyletir. Ve o ölünceye kadar, Mahmutlu köyünde Bulgar sınır boyunda zaptiye çavuşu olarak görev yaptı.  Hiç bu vatansever halkın tarihte Türk ülkesine yapmış olduğu fedakarlıklar unutulabilir mi ? İşte bu ayni halk, Eşref Kuşcubaşı’nın yapmış olduğu Edirne ötesi harekata da canla başla destek vermiş ve BATI TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİNİ’nin kurulmasında öncü olmuştu. Fakat ne yazık ki, savaşta kazandığımız Batı Trakya ve Rodopları barış masasında Cemal Bey (Paşa)’ in kısır görüşü yüzünden kaybettik.Bu topraklar ve burada yaşayan Türkler hala bu basiretsizliğin veya ihanetin acısını çekiyorlar…

 

 

 

Kaynakça : Balkan Savaşı ve Batı Trakya Türk Cumhuriyeti – Ali Balkan Metel

Read More →

batıtrakyakose

Rodoplar’da Müslümanlar yani Türkler, 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı Rus Savaşı ve sonrasında çok sayıda hükümet kurarlar. Bunların belli başlıları kabule göre, 4 Mart ya da 16 Mayıs 1878’de kurulan Rodop Hükümeti Muvakkatesi, 31 Ağustos 1913’de kurulan Batı Trakya Cumhuriyeti (Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi), 30 Temmuz 1915’te kurulan Radalyos ile 25 Mayıs 1920’de Bulgarların da desteğiyle kurulan “Garbi Trakya Müstakil Hükümeti” (Hemetli Hükümeti)dir. Bir de kurulmak istenip de kurulamayan…

Daha çok Ahmet Ağa Timirski ile özdeşleşen ve kabule göre 4 Mart ya da 16 Mayıs 1878’de kurulan Rodop Hükümet-i Müstakilesi, 35 bin kişiden oluşan silahlı gücü ile 4 milyon insanın yaşadığı coğrafyada 8 yıl boyunca varlığını sürdürür.

31 Ağustos 1913’te kurulan Batı Trakya Cumhuriyeti’ne gelince… Hükümetin temeli, adımı Kuşçubaşı Eşref komutasındaki 116 kişiden oluşan müfrezenin, 16 Ağustos 1913’te Koşukavak’ta (Krumovgrad) yerel hükümeti kurmasıyla atılır. Bunu 18 Ağustosta Mestanlı (Momçilgrad), 19 Ağustos’ta Kırcaali (Kırcali) yerel hükümetlerinin kuruluşu izler.
31 Ağustos’ta Gümülcine’nin geri alınmasıyla birlikte, Batı Trakya Hükümeti Muvakkatesi’nin kurulduğu tüm dünyaya ilan edilir.

11 kişiden oluşan Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi yönetiminde, Hoca Salih Efendi ve Süleyman Askeri Bey dışında 9 kişi daha yer almaktadır. Bunlar, Mehmet Şükrü Paşa, Hacı İsa Efendi, Hilmi Paşa, Hafız Ali Galip Efendi, Hacı Saffet Efendi, Mehmet Şükrü Paşazade İbrahim Bey, Hüseyin Paşa, Hacı Beyzade Osman Nail Bey ile Hoca Mehmet Efendi’dir. Fakat asıl yetki, daha sonra Teşkilat-ı Mahsusa’nın da başkanlığını yapacak olan Süleyman Askeri Bey’dedir.

Sınırları doğuda Meriç, batıda Struma-Karasu, güneyde Ege denizi, kuzeyde ise Kırcaali ve Ropçaz’ı içine alacak şekilde Filibe ovasına kadar uzanmaktadır. Rum ve Bulgarların da yaşadığı 23.591 kilometrekare büyüklüğündeki bu devletin nüfusunun ezici çoğunluğunu ise Müslümanlar yani Türkler oluşturmaktadır.

Yaklaşık 16 bin kişiden oluşan silahlı güce sahip bulunan Batı Trakya Hükümeti, Fethi Okyar’a göre, Yunanistan ve Bulgaristan’ın yanı sıra, Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk ve İtalya tarafından tanınmıştır. Kendi idaresini ve mahkemelerini kurmuş, mührünü ve pulunu bastırmış, marşını hazırlamış, gümrük kapılarını oluşturmuş bulunan cumhuriyet, Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında yaşanan anlaşma sonucu 56 gün sonra 25 Ekim 1913’de varlığını sona erdirir.

Başkanlığını Fuat Balkan’ın yaptığı 30 Temmuz 1915’te kurulan Radalyos Hükümeti’ne gelince. Drama’nın yanı sıra Kavala ile Serez’in de bir kısmını içine alan, 19 bin kilometre kare alan üzerinde kurulu bulunan ve 320 bin nüfusa sahip olan bu hükümet varlığını 27 Eylül 1917’ye kadar devam ettirir. Amaç daha çok Çanakkale Savaşlarının sürdüğü bir dönemde, karadan yapılacak bir askeri harekâtın önüne geçmektir. Yaklaşık 30 bin silahlı milis ordusuna sahip olan hükümet, görevini başarıyla yerine getirmiştir. O kadar ki, özellikle tamamı Sarışaban’lı Türk gençlerinden oluşan 3 milis taburu, Pravişte, Kavala ile Drama’nın değişik bölgelerinde yapılan saldırılarla 4. Yunan Kolordu Komutanı Orgeneral Pangalos ile çevresindekileri teslim olmak zorunda bırakmıştır. Burada görevi biten milis güçleri daha sonra, İstanbul ile Filistin ve Yemen cephelerine gönderilmişler ve ancak çok azı geri dönme şansına sahip olmuştur.

Garbi Trakya Müstakil Hükümeti … 25 Mayıs 1920’de Hemetli’de Bulgarların da desteğiyle kurulan “Garbi Trakya Müstakil Hükümeti”, Batı Trakya’nın Yunanistan tarafından işgali ile meydana gelen direnişi daha iyi organize etmek ve mücadeleyi dünya kamuoyuna duyurmak için kurulmuştur. Vangel Yorgiev ve Doktor Daçkov adında iki Bulgar’ın da bulunduğu hükümet asıl mücadelesini askeri alanda vermiştir. Türk ve Bulgarlardan oluşan Yüzbaşı Fuat Balkan komutasındaki müfrezenin merkezi ise günümüzde Mestanlı (Momçilgrad) sınırları içinde bulunan Bektaşlar (Kamanets) köyüdür.

Son olarak da yarım kalan, gerçekleşmeyen hükümet kurma girişimine gelince…
Batı Trakya’da yaşayan insanlar, Lozan Barış Antlaşmasının hemen ardından, Türkiye ile birleşme beklentileri gerçekleşmeyince bağımsızlık için harekete geçerler. 19 Eylül 1924’te Sovyetler Birliğine mektup yazarak, bağımsız bir sosyalist devlet olma taleplerini iletirler.

Ne yazık ki, Bulgaristan sınırları içindeki Koşukavak (Krumovgrad), Mestanlı (Momçilgrad), Darıdere (Zlatograd), Paşmaklı (Paşmaklı), Ropçoz; kısaca Türklerin, 1913 Batı Trakya Cumhuriyeti sınırlarını içine alan bağımsız devlet olma isteği, Sovyetler Birliği’nin olumlu bakmaması nedeniyle hayata geçirilemez.

Bazı tarihçilere göre, Rodoplar’da meydana gelen bu direnişler ve siyasi mücadeleler, Anadolu’da yaşanan emperyalist işgale karşı, halk direnişinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun birer provası olmuştur.

Evet, Batı Trakya Cumhuriyeti’nin ve Rodoplar’da hükümet kurma girişimlerinin öyküsü kısaca bu. Daha uzun bilgi almak isteyenler, bu konuda yapım-yönetim ve metin yazarlığını yaptığım, duvarımda yer alan TRT yapımı Rodop Hükümetleri adlı belgeseli izleyebilirler.

Kaynak: Metin EDİRNELİ

Read More →
Türkler Çİfte Bayram Yapacak!!!
Yunanistan’da 20 Eylül günü yapılan erken genel seçimlerin galibi N.D.ye %7,38 puan fark atan SYRIZA oldu. Yeni meclis 8 partili oldu. Aleksis Çipras yaptığı açıklamada ANEL ile hükümet kuracaklarını ve 22 Eylül günü de yemin edeceklerini söyledi.

Batı Trakya’daki Türk Azınlık da seçimden tarihi bir zaferle çıktı. Rodop İlinden POTAMİ partisinden İlhan Ahmet, SYRIZA’dan Mustafa Mustafa ve Ayhan Karayusuf ile İskeçe ilinden SYRIZA’dan Hüseyin Zeybek milletvekili seçildiler. Bu sonuçlardan sonra Türk Azınlık Kurban Bayramı ile birlikte çifte bayram yapacak.

Hatırlanacağı gibi İlhan Ahmet 2004 seçimlerinde milletvekili seçilmişti. Yine Mustafa Mustafa, Ayhan Karayusuf ve Hüseyin Zeybek geçtiğimiz dönem mecliste yer almışlardı.

Batı Trakya Türkleri azınlık olarak bırakıldıkları 1923 Lozan Antlaşması’ndan bu yana devamlı olarak mecliste temsil edildiler. Türkler son olarak 31 Mart 1946 seçimlerinde (Osman Üstüner , Faik Engin, Hüseyin Zeybek İskeçe, Osman Nuri Fettâhoğlu ) dört Türk adayı meclise göndermişlerdi.

Son seçimlerde ise bazı partiler seçim sisteminin azizliğine uğradılar. Sistem ilk sırayı alan partiye 50 milletvekilini prim olarak vermektedir. Bölgedeki artık oylar dikkate alındığında hesaplama yapılırken ilk önce dört milletvekili çıkaran illerden milletvekilleir kaydırılmaktadır. Bu durum yeterli olmadığında da üç milletvekili çıkaran illerden milletvekilleri başka bölgelere aktarılmaktadır. N.D.’den Stilyanidis 1.200 oy daha almış olsaydı sandalyesini korumuş olacaktı. Buna benzer bir durum 2007 seçimlerinde yaşanmış ve İlhan Ahmet 14.000 oyla seçilememişti. Ancak burada adil bir seçim olmuştur. Batı Trakya’da nüfusun %55 gibi bir kısmını Türkler oluşturduğuna göre milletveki sayısının çoğunluğunu da almaları çok doğaldır. Türkler bu seçimde de çok mantıklı ve adeta nokta atışı dediğimiz Türden oy kullanmışlar ve temsil güçlerini olağan duruma getirmişlerdir.

 Kaynak: Rodop Rüzgarı

Read More →