Osman Nuri Peremeci

Balkan Türklerinin son yüzyıl içinde yetiştirdiği büyük lider ve fikir adamlarından Osman Nuri Peremeci 1874 yılında Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde, çarşı camii yanındaki bir evde doğumuştur. Babası Hacı İsmail Efendi, annesi Emine Hanımdır.

 

Varna yakınlarında Beylili köyündeki çiflikleri dolayısiyle  “ Beyliler “ diye anılan ailenin, en büyük çocuğu olan Osman Nuri, ilkokulundan sonra ortaöğrenimini Şumnu Ruştiyesinde yapmış, milli terbiye ve ideal şuurunu ise dedesi Şumnu Müftüsü Mustafa Raşit Efendi’den almıştır.

 

Müftü Raşit Efendi’nin yanında çok iyi Arapça, Farsça ile talik, ayan kufi, sülüs gibi eski yazı çeşitlerini  iyi öğrenen Osman Nuri, çok küçük yaşta tarih sevgi ve şuuruna varmış, tarih öğretmeni olmaya karar vermiştir.

Çok eski ve tanınmış akıncı – bayraktar aileden gelen müfti Raşit Efendi torununu, ayrıca iyi bir hatip ve din alimi olarak yetiştirmiş, din hocalığı icazetini de kendi eliyle imzalamıştır.  17 yaşında öğretmen olan ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğu başkenti İstanbula giden Osman Nuri Hoca burada Maarif Nezaretinde “ Meclis-i Kebiri Maarif “ önünde sınava girerek tarih öğretmeni olmuş, Osmanlı hükümeti tarafından Varna Ruştiyesi tarih öğretmenliğine tayin edilmiştir.  1890 yılında ilk dersini veren Osman Nuri Efendi daha sonra Bulgaristan’ın çeşitli şehirlerinde, Osman Pazarı, Eskicuma, Pravadi, Niğbolu, Rusçuk, Tırnova’da öğretmen olarak çalışmış, işgal altında bulunan Balkanlar’daki eski Türk kentlerinde Bulgarların ezmek istediği Türklerin milli şuurunu yeniden ve cesaretle canlandırmaya çalışmıştır.

 

Bulgaristan’daki Türk okullarının hakları ve Türk azınlığının milli bütünlük esasları için genç yaşta mücadeleye atılan Osman Nuri Hoca, okullarda Türk gençlerine öğrettiği milliyetçi, Türkçü fikirleri bulunduğu şehrin camilerinde verdiği vaazlarla müslüman halka da aşılamıştır. Balkan Türklerinin meselelerinin yanısıra Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarda geçirdiği siyasi krizleri de yakından izliyen Osman Nuri Hoca, 1900 yılından itibaren Bosna’da yayınlanan VATAN, Kırım’da yayınlanan TERCÜMAN, Pariste yayınlanan MİZAN gazetelerine devamlı yazı yazarak Balkan Türklerinin sesini buralarda da duyurmuş, İmparatorluğu bölücü fikirlere karşı çıkmış, istibdat idaresine kafa tutmuştur.

 

Bu gazetelere ikiyüz kadar makale yazan Osman Nuri Hoca daha sonra Balkan Türklerinin örgütlenmesi fikri üzerine durmuş, ilk olarak da 1906 da Bulgaristan Türk Mualimler Birliğini kurmuştur.  Osman Nuri Hoca’nin başkan seçildiği bu kuruluş Bulgaristan eğitim hayatında tam bir reform yaratmış ve Türk cemaatine yaptığı kongreler ile birçok haklar sağlamıştır. Bu haklar şöyle özetlenebilir :

 

1   -Türk Cemaati, okulları için Türk öğretmen okulları açabilecektir.

2 – Türk Muallimler Birliği Bulgaristan MaarifVekaleti Meclis-i Kebir-i Maarifinde temsil edilecektir.

3 – Türk okulları kitapları, Türkçe basılabilecektir.

4 – Bulgar okulları gibi Türk okulları da kendisine ait toprakları işliyebilecek, geliri okula ait olacaktır.

 

Bu hakların sağlanması için Bulgaristan’ı bir uçtan bir uca gezen, her şehirde maarif kongreleri topıyarak Türk öğretmenlerini, din hocalarını ve müslüman halkı teşkilatlandıran Osman Nuri Hoca bir süre sonra Bulgaristan Türklerinin milli liderlerinden biri haline gelmiş. Bulgar hükümeti tarafından adım adım takip edilmeye başlamıştır. Osman Nuri Hoca bu yoğun çalışmaları arasında Balkanlardaki Türk okullarında okutulmak üzere BULGARİSTAN COĞRAFİYASI, TARİH (7cilt) DİN VE MİLLET ŞUURU, MEDENİ BİLGİLER (Malumat-i Medeniyye) kitaplarını da yazmıştır.

 

Türk okullarında ders kitabı olarak okutulmaya başlanan bu kitapların bir süre sonra müslüman cemaat tarafından gizlice okunan rehber yayınlar haline geldiği görülmüş ve Bulgaristan Türkleri sessizce teşkilatlanmaya, çeşitli faaliyetlerde birleşmeğe başlamışlardır.  Bu arada Osman Nuri Hoca’nın zaman zaman başında sarığı, sırtında cubbesiyle uzak Türk köylerinde ve kasabalarında uyarıcı vaazlar verdiği, konuşmalar yaptığı da gözden kaçmamaktadır.

 

Osman Nuri Hoca ve ideal arkadaşları daha sonra 1919’dan itibaren Anadolu harekatını benimsemiş, Bulgaristan Türklerinin önce Büyük Millet Meclisi Hükümetini, sonra da Türkiye Cumhuriyetini tanımalarını desteklemelerini sağlamışlardır. Eski Sofya Büyükelçisi Fethi Okyar ile eski askeri ateşe Mustafa Kemal’in başında bulunduğu Anadolu ihtilali esasen ilk gününden itibaren bütün dünyada olduğu gibi Balkanlarda da büyük heyecan yaratmıştır.

 

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Bulgaristan’daki Türklerin gizli faaliyetleri artmıştır.Bu arada Osman Nuri Hoca da Varna Türk konsolosuyla birlikte çalışmaya başlamıştır, 1926’da konsolos Mahmut Beyle bir Bulgaristan gezisine çıkmıştır. Bu gezileri ve gelişmeleri tehlikeli bulan Bulgar Hükümeti ilk olarak 1927 yılında Osman Nuri Hoca’nın öğretmenlik hakkını elinden almış, daha sonra da kendisini tevkife karar vermiştir. 1927 yılı eylül ayında bir akşamüstü Şumnu’daki evinde yazı geçiren ve çalışmalar yapan Osman Nuri Hoca’yı gizlice ziyaret eden emekli Bulgar öğretmeni Nedef, sonradan polis ajanı olduğu anlaşılmıştır. – “ Seni tevkif edecekler hoca, başının çaresine bak “ diyerek ikazda bulunmuştur.

 

Bulgar polisinin devamlı takibi dolayısiyle her böyle bir durumla karşılaşma ihtimalini hesaplayan Osman Nuri Hoca bu uyarış üzerine ailesine ve çocuklarına doğrudürüst “Allahaısmarladık”  bile demeden bir gecede sınırı geçerek Edirne’ye gelmiştir.  Osman Nuri Hoca Türkiye’ye iltica edince Edirne’ye yerleşmiş ve kendi ifadesiyle “ Doğup büyüdüğü ömrünün en güzel günlerini geçirdiği “ Balkan topraklarından ayrılamamıştır.  Hayatını kazanmak için Edirne’de Milli Eğitim Müdürlüğüne başvurarak iş isteyen Osman Nuri Hoca ilk olarak Edirne’nin Subaşı köyü öğretmenliğine tayin edilmiştir.

 

Bu görevi sevinçle kabul eden ve Subaşı köyünde “ Modern ve yeni bir köy yaratma yolunda denemeler “ yapan Osman Nuri Hoca’nın çalışmaları ilgiyle, taktirle izlenmiştir. Bir yıl sonra Edirne merkezine alınan ve Bulgar okulunda Türkçe dersleri ile ortaokul – lisede tarih dersleri vermeye başlayan Osman Nuri Hoca bundan sonraki hayatını ilmi çalışmalar yapmakla geçirmiş, çok sevdiği Edirne’ye büyük hizmetlerde bulunmuştur.  Edirne Halkevinde, Edirne ve Yöresel Eski Eserleri Araştırma Kurumunda yaptığı tarih çalışmalarının yanısıra Edirne müzesinin kurulmasında da görev alan Osman Nuri Hoca, Osmanlı İmparatorluğuna bir asır başkentlik eden talihsiz sınır şehrinin meselelerini İstanbul’da yayınlanan Tasvir-i Efkar gazetesine yazdığı makalelerde açık bir dille savunmuştur.

 

Ayrıca “Resimli Şark”, “Köy Postası”, “Damla”, “Altı Ok “, “Resimli Ay”, “Milli Gazete” gibi birçok dergiye de tarih sohbetleri, araştırmalar yazan Osman Nuri Hoca, Soyadı kanunu çıkınca PEREMECİ soyadını almıştır. Merhum üstad sorulursa soyadının manasını şu şekilde anlatırdı :

 

Pereme, Tuna’da ve Karadeniz’de kullanılan küçük çektirmelere verilen addır. PEREMECİ ise “Kayıkçı” anlamına alınabilir.  Türk Tarih Kurumu I. Ve II. Kurultayına katılan Osman Nuri Peremeci “ Tuna Boyu Tarihi “, “ Atalar sözleri “, Ernest Meumann’dan dilimize çevirdiği “ Pedagoji “ ve nihayet “ Edirne Tarihi “ gibi büyük eserlerini Edirne’de Kaleiçinde bulunan mütevazi evinde yazmıştır. Bu evin bulunduğu sokağa Edirne Belediye Meclisi Tarafından 1 Haziran 1967 tarihli kararla merhum Osman Nuri Peremeci’nin adı verilmiştir.

 

Osman Nuri Peremeci 1927’de Türkiye’ye iltica ettikten bir yıl sonra, 1928’de Bulgaristan’da  kalan eşi Ayşe Hanım zatürrie hastalığına tutularak ölmüştür.

 

Osman Nuri Peremeci ikinci defa 1934’de Edirne’de aslen Kırcaali’li olan Servet Hanımla evlenmiş, bu evlilikten Bilgin ve Ömer Ekin adlarında iki erkek çocuğu dünyaya gelmiştir. Merhum Osman Nuri Peremeci’nin öğretmenlik hayatı eğitim, terbiye ve yetiştirme yönlerinden genç öğretmenler için tam bir örnektir. Üstad, özellikle tarih derslerinde öğrencisine verdiği dersi, öğretmek, sevdirmekle kalmamış gerçek manada Türk gençleri yetiştirmeyi daima amaç edinmiştir. Bu gün bütün öğrencileri Osman Nuri Peremeci’yi sadece bir öğretmen, bir tarih bilgini olarak değil, bir önder ve örnek insan olarak hatırlamakta ve yadetmektedirler. 23 Nisan 1945’te Osman Nuri Peremeci için Edirne’de 55. Yıl jubilesi yapmak üzere hazırlıklar başladı.

 

Edirne Lisesinden Yetişenler Derneği mensuplarının hazırladığı bu büyük jubileye hocanın yurdun her köşesindeki öğrencileri gelecek, büyük bir tören yapılacaktı. Ancak çok istediği halde büyük tarihçi Osman Nuri Peremeci bu törende bulunamadı. Ve kısa süren bir hastalık sonunda 17 Mart 1945 Cumartesi sabahaı saat 08.05’te çok ağır bir gece geçirdikten sonra hayata gözlerini kapadı.

 

Merhumun kalbi çok yoğun çalışmaya dayanamamış ve durmuştu. Osman Nuri Peremeci’nin ölümü Edirne’de, Trakya’da ve bütün yurtta, Balkanlar’da büyük üzüntü yarattı. Osman Nuri Peremeci Bulgaristan Türkleri tarihinde olduğu gibi umumi Türk kültür tarihinde de layik olduğu yeri almıştır.

 

Osman Nuri Peremeciye

 

Sen Tuna’dan ses getirdin bize

Sen ışık tuttun donuk gözlerimize

Sen Rodoplar’dan, sen Lofçalar’dan,

Seslendin bize ….

 

Sonra öz vatan canım Edirne,

Odak olmuştu gözlerine.

Bir gün Mecnun misali düştün yollara.

Varsın dedin binbir bela gelsin, başıma,

Fakat ben mutlak kavuşmalıyım aziz vatanıma.

 

Vatan sevgisi, tertemiz damarlarında,

Çarpan bir nabızdı her zaman.

Bir sabah kurşun kubbeler diyarında,

Sıcak duygularla, güler yüzle,

Selamladı seni, ay- yıldızlı, tan.

 

Dost Peremeci, insan Peremeci !

Sen bir gün işte böyle katıldın aramıza,

Ve zaman zaman merhem oldun, yaramıza.

Vatan dedin, Edirne dedin,

Tuna türkülerini gözlerinle söyledin.

 

Sen yurt aşkıyla tutuşup yanan insandın,

Sen tüm varlığını bu vatana adayandın.

Bilgiyi, insanlığı, erdemliği, sevgiyi,

Hasılı her doğru, her güzel şeyi,

Türk çocuklarına anlatan insandın.

 

Yalnız seng-i musallada bilmedik kadrini,

Her zaman andık, her zaman sevdik seni.

Yağmur yağdı, sel aktı, çamur oldu ama,

Sen tertemiz kaldın, anlına bir tek kara düşmedi.

Göğüsünün üstünde kavuşturup güzel ellerini,

Mutluluk içinde dünyaya yumdun nur gözlerini….

 

Uluğ TURNALIOĞLU

 

One Comment

  • Cevapla
    Servet Pelin
    9 Mayıs 2016

    Onun torunu olmaktan ve babaannemin adını göbek adı olarak almaktan onur duyuyorum